Ana Sayfa / Örnek Şahsiyetler / İslam Alimleri / Rabbani alim Abdulfettah Ebu Ğudde

Rabbani alim Abdulfettah Ebu Ğudde

Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem Efendimizin: “Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere sebat eden ve mu­halefet edenlerin kendilerine zarar veremeyeceği bir grup daima var olacaktır” (1)

“Bu ilmi, her kuşağın adil olanları devralacaktır. Bunlar, aşırıların tahrifatını, batıl ehlinin ona sızarak yapacağı tahribi ve cahil kimselerin te­villerini ondan (İslâm dininden) uzak tutarlar” (2) buyurarak müjdelediği bir âlimler topluluğu, İslam tarihi boyunca Allah Rasûlü sallellahü aleyhi ve sellem’in mirasını yüklenerek aşırıların tahrifini, batıl ehlinin istismarını ve cahillerin tevilini ondan savmayı üstlenmiş ve başarmıştır.

İşte, bu mübarek görevin son temsilcilerinden biri de bundan 20 sene önce 16 Şubat 1997 de Rahmet-i Rahman’a kavuşan Âlim-i Rabbani Abdulfettâh Ebû Gudde rahmetullahi aleyh’dir.

Doğumu ve ailesi

İsmi, Abdulfettâh b. Muhammed b. Beşîr b. Hasan el-Kureşî el-Mahzûmî el-Hâlidî’dir. Soyu, Halid b. Velîd radiyellahü anh’a dayanmaktadır. (3) Doğduğunda, dokuma işi ve ticaretiyle meşgul olan babası ile dedesinin, bin parça mal satıp çok bereketli bir gün geçirmeleri üzerine kendisine “darlıkları, sıkıntıları gideren, bereket kapılarını açan Allah Teâlâ’nın kulu” anlamına gelen Abdulfettâh ismini vermişlerdir. Künyesi Ebû Gudde’dir.

Ebû Gudde, 17 Receb 1335/9 Mayıs 1917 günü, Suriye’nin tarihî şehirlerinden Halep’in tarihî kapılarından biri olan Bâbu’l-Hadîd’in yakınında bulunan Cübeyle mahallesindeki bir evde dünyaya geldi. (4) Çocukluğu ailesinin yanında geçmiştir. 8 yaşına geldiğinde dedesi onu el-Medresetü’l-Arabiyyetü’l-İslâmiyye adında özel bir okula kaydettirdi. Dördüncü sınıfa kadar buraya devam edip okuma ve yazmayı öğrendi. Daha sonra Muhammed Ali el-Hatîb’in medresesine girdi. 1936 yılında Hüsreviyye Medresesi’nde öğrenime başladı. 6 yıl burada eğitim gören Ebû Gudde, 1942 yılında mezun oldu. Bir süre daha Halep’te bazı âlimlerden özel dersler aldı.

El Ezher’de okudu

Ardından Mısır’a gitti ve 1944 yılında el-Ezher Üniversitesi İslâm Hukuku Fakültesi’ne başladı. Osmanlı Şeyhülislâm Ders Vekili Muhammed Zâhid el-Kevserî[5] ile tanıştı ve ondan özel dersler aldı. (6) 1948 yılında İslâm Hukuku Fakültesi’nden “âlimiyye” diploması alarak mezun oldu. Ardından aynı üniversitenin Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’nde iki yıl öğretim metotları (usûlü’t-tedrîs) ihtisası yaparak 1950 yılında Pedagoji diploması aldı.

Ebû Gudde, 1950 yılında, Fâtıma Dellâl (7) ile evlendi. Fâtıma Dellâl, tek eşi olup kendisiyle mesut bir hayat sürdüğü bu hanımdan üçü erkek, sekizi kız olmak üzere 11 çocuğu dünyaya gelmiştir.

Eserlerinde değişik hocalardan ilim öğrenmenin faydalarına yer veren Ebû Gudde, mümkün oldukça fazla hocadan istifade etmeye gayret etmiştir. İcâzet aldıklarıyla birlikte, sayısı 183’ü bulan ilim adamlarından 120 kadarının derslerine katılmıştır. Çoğu Halep, Şam ve Mısır’da olmak üzere Hindistan, Pakistan, Kuzey Afrika vb. değişik bölgelerdeki hocalarından bazıları şunlardır (8): Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Şeyh Muhammed Zâhid el-Kevserî, Ahmed b. Muhammed ez-Zerkâ, Mustafa ez-Zerkâ, İsa el-Beyânûnî, Muhammed Hıdır Hüseyin, Yusuf ed-Dicvî, Muhammed Ebû Zehra, Abdülğanî Abdülhâlık, Ahmed Muhammed Şâkir, Abdülhalîm Mahmûd, Haseneyn Muhammed Mahlûf, Abdülvehhâb Hallaf, Muhammed Abdülhayy el-Kettânî, Muhammed Yûsuf el-Kândehlevî, Muhammed Zekeriyyâ es-Sehâranfûrî,  Muhammed et-Tâhir b. Âşûr.

Mısır’da tahsilini tamamlayarak 1951 yılında memleketi Halep’e dönen Ebû Gudde, Halep’in ileri gelen liseleri yanında, dinî eğitim yapan Şa’baniyye ve kendisinin de mezun olduğu Hüsreviyye medreselerinde 11 yıl süren müderrisliğin ardından, 1962 yılında Şam’daki Dımaşk Üniversitesi İslâm Hukuku Fakültesi’ne atandı. Dımaşk Üniversitesi’nde görev yaptığı 1962-1964 yılları arasında değişik dersler verdi. Ardından iki yıl süreyle fakülte bünyesinde bazı idarî görevlerde bulundu.

İslam hukukunu savundu

Bu dönemde, totaliter Baas diktatörlüğünün Suriye’yi diktatörlüğe doğru götürdüğünü gören Ebû Gudde, Halep âlimlerini bir araya getirerek ortak bir cephe oluşturmak istemişse de, bu girişimi başarılı olamadı. İslâm Hukukunun uygulanması gerektiğini savunan Ebû Gudde, dinin saygınlığını zedeleyeceğini düşündüğü bir takım girişimlere karsı sert tepki göstermesi sebebiyle, birçok ilim adamıyla birlikte, Baas Partisi iktidarınca tutuklanarak Tedmur’daki Askeri Hapishane’ye konuldu. Burada yaklaşık 11 ay süren tutukluluk döneminden sonra serbest kaldı. (9)

1965 yılında, davet üzerine Suriye’den ayrılıp Suudi Arabistan’a giden Ebû Gudde, bilâhare İmam Muhammed İslâm Üniversitesi’ne dönüşen İslâm Hukuku ve Arap Dili fakültelerinde ders vermeye başladı. 1966 yılının yaz mevsiminde memleketine dönen Ebû Gudde bir süre sonra Suudi Arabistan’a yerleşerek yine İmam Muhammed İslâm Üniversitesi’nde önce İslâm Hukuku Fakültesi’nde, sonra Yüksek Hukuk Enstitüsü, ardından da Usûlüddîn Fakültesi’nde öğretim görevlisi (el-Üstâz el-muallim) olarak çalıştı.

Ebû Gudde, İmam Muhammed İslâm Üniversitesi’nde 23 yıl ders verdikten sonra 1988 yılında buradan ayrıldı ve Riyad’da Kral Suûd Üniversitesi’nde tedris faaliyetine devam etti. Eğitim Fakültesi’nde bir süre ders verdikten sonra, ilmî çalışmalarına daha fazla vakit ayırabilmek amacıyla kendi isteğiyle 1990 senesinde emekli oldu.

Suudi Arabistan’da görev yaptığı dönemde; aralarında Sudan, Yemen, Katar, Hindistan ve Pakistan’ın da bulunduğu değişik ülkelerdeki birçok üniversitede misafir ilim adamı olarak bulundu. Ayrıca Suriye, Irak, Fas, Yemen, Somali, Sudan, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Türkiye ile Avrupa ve Amerika kıtasındaki değişik ülkelerde, çok sayıda uluslar arası konferans ve kongrelere katıldı. Bu bağlamda Afganistan’a giderek, Rus işgaline karsı savaşan gruplar arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi için çaba harcadı.

Emeklilik sonrası kendisini yoğun bir şekilde telif ve tahkik çalışmalarına veren Ebû Gudde 16 Şubat 1997/9 Şevvâl 1417 pazar günü seher vaktinde 80 yaşında iken Riyad’da vefat etti. Mescid-i Nebevî’de kalabalık bir cemaatle cenaze namazı kılındıktan sonra vasiyet ettiği gibi Cennetü’l-bakî’ kabristanlığına defnedildi.

İlmî kişiliği

Ebû Gudde’nin ilmî kişiliğinde dikkati çeken husus, onun İslâmî ilimlerin hemen hepsinde, özellikle de hadis ilimlerindeki uzmanlığıdır. Önce Halep’in o dönemdeki ilmî birikimini kendisinde toplamış olan Hüsreviyye medresesinde, ardından Mısır’da el-Ezher Üniversitesi’ndeki öğrenciliği sırasında iyi bir eğitim alan Ebû Gudde, ayrıca katıldığı çok sayıda özel dersler sayesinde İslâmî ilimlerin hemen hepsinde güçlü bir altyapı oluşturmuştur. Çok sayıda ilim adamı tarafından “allâme” olarak nitelendirilen Ebû Gudde, akâid ve tefsir ilmiyle de ilgilenmiş olmakla birlikte özellikle hadis, fıkıh ve Arap dilinde yetkili bir hale gelmiştir.

Yakından tanıyan bazı hocalarının ve ilim adamlarının onu “konuşan sözlük” olarak nitelendirmesi, zor beğenen bir kişi olarak tanınan Halep’in önde gelen Arap dili ve edebiyatçısı Abdülvehhâb es-Sâbûnî’nin Ebû Gudde’nin bu sahadaki üstün yerini kabullenmesi ve Muhammed Avvâme’nin kendisini nahiv ilminde “hüccet” diye nitelendirmesi,  Ebû Gudde’nin bu alandaki konumu hakkında fikir vermektedir.

Büyük İslam alimlerinden Ebü’l-Hasen en-Nedvî: “Bu asırdaki muhaddislerin güvenecekleri allâme, fakîh, usûlcü, muhakkik, İslâm davetçisi, irşâd ehli, muttakî ve sâlih insan, saygıdeğer ilim adamı Abdulfettâh Ebû Gudde, büyük gayreti, isabetli görüşleri, değişik ilimlerdeki uzmanlığı ile selef âlimlerinin hatırası rabbânî bir âlimdir” (10) demekte, yine büyük alim Yusuf el-Karadâvî de: “Sevgili dostumuz, büyük muhaddis, fakîh, İslâm davetçisi, irşâd ehli, allâme, değerli ilim adamı Abdulfettâh Ebû Gudde, geniş bilgisi, itidâli, dikkati ve ortaya koyduğu hüküm ve görüşlerinde titiz araştırmalarıyla tanınmaktadır”(11) diyerek Ebû Gudde’yi övmektedir.

Fıkıh usulünü savunmuştur

Ebû Gudde’yi takdir eden pek çok ilim adamı yanında kendisini tenkit edenler de olmuştur. Bunlardan öne çıkanlar Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî, Bekr Ebû Zeyd ve Muhammed Lutfî es-Sabbâg’dır. Ebû Gudde’yi tenkit eden ilim adamlarının Selefî eğilimleri yanında genelde Hanefî, özelde Zahid el-Kevserî aleyhtarlıklarıyla öne çıkmış olmaları, kanaatimizce, onların Ebû Gudde’ye karşı tavırlarını anlaşılır kılmaktadır.

Ebu Gudde, Hanefîliğin aleyhinde bulunanlarla hesaplaşma içerisine girmesiyle, dinî açıdan yanlış gördüğü inançlara, dinde reform (ıslâh) ve yenileştirme çabalarına, mezhepleri birleştirme ve mezhepleri terk etme gibi düşüncelere şiddetle karşı çıkarak geleneksel fıkıh ve usûlünü savunmasıyla dikkati çekmiştir. Suudi Arabistan’da yaygın olan Selefîlik akımına mesafeli, Hanefî mezhebine bağlı, onu savunan ve Kevserî’nin talebesi bir muhaddis olarak Ebû Gudde’nin temsil ettiği bu çizgi, ikamet ettiği Suudi Arabistan’da kendisini hedef haline getirmiştir. Diğer taraftan Suudi Arabistan’da tepkiye maruz kalan sadece Ebû Gudde değildir. Onun gibi Selefîliğe mesafeli, Hanefi ve aynı zamanda Kevserî’ye karşı sevgi ve saygı besleyen Muhammed Ali es-Sâbûnî ve Muhammed Avvâme gibi ilim adamları da benzer tenkit ve ithamlara maruz kalmışlardır.(12)

Takva ile amel ederdi

Ehl-i sünnet itikadına bağlı olan Ebû Gudde, Allah celle celalüh’ün isimleri ve sıfatları konusunda selef metodunu benimsemektedir. Bu hususta âyet ve hadislerde geçen ifadeleri “te’vîl, tahrif, teşbih ve temsile gitmeksizin” olduğu gibi kabul eden Ebû Gudde kritik kelâmî konulara dalmaktan daima uzak durmuştur.

Amelde Hanefî olan Ebû Gudde, kendi özelinde fetvadan ziyade takva ile amel etmeye özen gösterdiği, fetva verirken ise mezhebe sıkı sıkıya bağlı kalmayarak “tesâhüle varmayan bir müsâmaha” içerisinde hareket ettiği kabul edilmektedir. İctihad derecesine ulaşmamış, kaynakları ve teferruatıyla dinî hükümlere tam bir şekilde vakıf olmayan kimselerin mezheplere bağlı olması gerektiğini düşünen Ebû Gudde, âlimler tarafından verilen ruhsatların peşinden koşulmasını ve şaz görüşlerle amel edilmesini hoş karşılamamıştır. (13)

Öğrencileri

Öğrencisi Ahmed Hamdi Yıldırım’a göre;  “Ebu Gudde Hoca efendi her şeyde kusur arayan, her söze şüpheci nazarlarla bakan, en muteber kaynakları bile istihfaf ve istihkar ifadeleriyle basite alan, asırlar boyunca Müslümanların iman, ibadet, ahlâk ve muamelatta önder kabul ettiği “imam”lara bile dil uzatmaktan çekinmeyen, İslâm âliminden ziyade bir oryantalist gibi davranan, tek arzusu bazı entelektüel çevrelere şirin görünmek olan reformist ve modernist bir kimse değildi. Böyle tipleri hiç sevmezdi. Bununla birlikte sadece eski kitapları okumakla yetinen, ilim dünyasına yeni hiçbir katkıda bulunmayan, yeni gelişen olaylara ve güncel problemlere çözüm getirmeyen, klasik mânâda, sıradan bir kişi de değildi. Ne modernist idi, ne de klasik bir tipti. O, eskilerin sarsılmaz azmi ve ihlâsı ile modern akademik araştırma üslûbunu mezceden eşine az rastlanan bir tahkik üstadı idi.” (14)

Öğretim hayatı süresince değişik ülkelerden çok sayıda öğrenci Abdulfettâh Ebû Gudde’den istifade etmiştir. Ebû Gudde’nin öğrencilerinden öne çıkan bazıları şunlardır: Nureddîn Itr, Adnân el-Ğaşîm, Muhammed Avvâme, Mahmûd Mîra, Nâcî Acem, Muhammed Ebü’l-Feth el-Beyânûnî, Salâhuddîn el-İdlibî, Adnân Sermînî, Abdüssettâr Ebû Gudde, Mecd Mekkî, Abdullah Azzâm, Muhammed Takî el-Osmânî, Selmân en-Nedvi, Nureddin Boyacılar, Seyyit Bahçıvan, H. İbrahim Kutlay, Hamdi Arslan, Nurettin Yıldız, Ömer Boynukalın, Ahmed Hamdi Yıldırım, Muhammed Beyler. Ayrıca Yusuf el-Karadavî, Vehbî Süleyman el-Gavcî, Muhammed Takî el-Osmânî gibi tanınmış bazı ilim adamları da kendisinden icâzet almışlardır. (15)

Sonuç

Abdulfettâh Ebû Gudde merhumun hoşlandığı ve tekrarladığı sözlerden birisi,  Bağdatlı âlim Ebû Muhammed et-Temîmî’nin, öğrencilerine vasiyeti hatırlatan şu tembihidir: “Bizden faydalandıktan sonra, bizi anıp da rahmetle yâd etmemek, size hiç yakışmaz!” (16) Biz de bu itibarla, ilim ve ahlâkıyla etrafını aydınlatan Abdulfettâh Ebû Gudde el-Halebî (Rahmetullahi Aleyhi)’yi vefatının 20.yıldönümünde rahmetle anıyor ve bu Rabbani âlimimizin eserlerinden İslam ümmetinin mutlak manada istifade etmesi gerektiğine inanıyoruz.

Burada Rabbimize iltica ederek, hocamıza Mevlamızdan af ve mağfiret diliyoruz. Kabri pürnûr, rûhu şâd olsun, kabri cennet bahçelerinden bir bahçe olsun. Rabbim onu mahşerde nebilerle, sıddıklarla ve şehidlerle beraber etsin. Biz talebeleri ve sevenleri olarak hocamızdan razıyız, Rabbim Sen de ondan razı ol, makamını yücelt. Amîn.

Not: Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayınız.

Muhammed İmamoğlu/ DinKulturuAtolyesi.com

DİPNOTLAR

1 Müslim, İmâre, 53, hadis numarası: 4927-4935.

2 Hadisi İbnu’l-Kayyim, Miftâhu Dârî’s-Seade, c. 1, Sh: 163-4’de zikretmiş, farklı senetlerle rivayet edildiği için onu kuvvetli görmüştür. Aynı şekilde İbnu’l-Vezir de, “Bu, İbni Abdilberr’in sahih ola­rak nitelediği meşhur bir hadistir. Ahmed b. Hanbel’in bu hadis sahihtir, de­diği de rivayet edilir” diyerek hadisin sahih olduğunu ifade etmiştir.

 3 Dr. Muhammed Beyler, 20. Asır Halep Muhaddisleri ve Abdulfettah Ebu Gudde’nin Hadisçiliği, Basılmamış Doktora Tezi, Konya, 2008. Biz bu çalışmamızda Dr. Muhammed Beyler’in yoğun emekle hazırlanmış doktora tezinden çok istifade ettik. Allah (c.c.) kendisinden razı olsun. Umarız ki bu tez, kitaplaşır da Ümmet-i Muhammed istifade eder.

4 Muhammed Âlu Reşîd, İmdâdu’l-Fettâh bi esânîdi ve merviyyâti’ş-şeyh Abdulfettah, s. 142, Riyâd 1419/1999.

5. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yetişen Muhammed Zâhid el-Kevserî ( 1879/1952), hayatını İslâm’a hizmet için adamış, gittiği her yerde ilmî faaliyetler başlatmış ve bu uğurda mücadele vermiş önemli şahsiyetlerden biridir. Onun eserleri, gerek kendi döneminde yaşamış gerekse günümüzde yaşayan Müslümanlar için itikâdî, fikrî ve amelî alanlarda ortaya çıkan zararlı düşünce ve akımların karşısında bir panzehir niteliğindedir. Hayatı hakkında Geniş Bilgi İçin Bkz: Muhammed Zahid el-Kevserî, [Hayatı-Eserleri-Tesirleri], Sempozyum Bildirileri, Sehâ Neşriyat, İstanbul 1996.

6 Ahmed Hamdi Yıldırım, “Abdulfettah Ebû Gudde”, İLAM Araştırma Dergisi, İstanbul 1997, c.II, sy. 1, s. 199; Seyit Bahçıvan, “Abdulfettâh Ebû Gudde’den İlim Yolcularına…”, SÜİFD, Konya 2005, sayı: 20, s. 251.

7 Fâtıma Hanım, Türkiye’de “Kur’an ve Sünnete Göre Müslüman Şahsiyeti“ adlı kitabıyla meşhur Prof. Dr. Muhammed Ali el-Hâşimî’nin kız kardeşidir.

8 Hocalarının tam listesi için bkz: Dr. Muhammed Beyler,  20. Asır Halep Muhaddisleri ve Abdulfettah Ebu Gudde’nin Hadisçiliği, Sh: 92-95.

9 Dr. H. İbrahim Kutlay, Üstad Abdulfettah Ebu Gudde ve Örnek İlmî Şahsiyeti, Altınoluk Dergisi, 1999 – Nisan, Sayı: 158, Sayfa: 46.

10 Dr. Muhammed Beyler,  Age, Sh:145.

11 Dr. Muhammed Beyler,  Age, Sh:146.

12 Dr. Muhammed  Beyler, A.g.e., Sh: 150-151.

Dr. Ebubekir Sifil hocamız bir sohbetinde Suudi Arabistan’da Ebu Gudde Hocaya müsaade edilmesi, Ebu Gudde’nin ilminin büyüklüğünü gösterir, demişti.

13 Dr. Muhammed Beyler, A.g.e. Sh: 130.

14 Ahmed Hamdi Yıldırım, “Abdülfettah Ebû Gudde”, İLAM Araştırma Dergisi, İstanbul 1997, c. II, sy. 1, s. 199-202.

15 Dr. Muhammed  Beyler, A.g.e, Sh: 205.

16 Muha0mmed Ali el-Hâşimî, eş-Şeyh Abdulfettâh Ebû Gudde Kemâ Araftuhu, Sh: 167, Beyrut, 1425/2004.

DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Bahattin Karakoç/ Sebebi Sensin

Dilime sen verdin gül ezgisini, Bir gönül üzdümse sebebi sensin! Seninle aşmışım dur çizgisini, Töreyi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir