Anneannemin Huzurunda

Umre dönüşü anneannem havaalanında bizi beklerken oradaki banklara uzanmış öylece uyuya kalmıştı. Uyurken seyrettiğim nurlu çehresi sanki o mübarek beldelerin tüm güzelliklerini yansıtıyordu. Miraca çıkmış Cennet‘i Cehennem‘i görmüş de gelmiş gibiydi. Yüz ifadesi söz ile anlatılamayacak hakikatlerin tercümanıydı. İnsan ancak o topraklara yüzünü sürerek böylesine güzelleşebilirdi.

Ben havaalanına gidene kadar kalabalık toplu taşıma araçlarını kullanmış, trafiğin her zamanki sıkıntıları ile karşılaşmıştım. Havaalanının uzun koridorlarını geçtikten sonra, anneannemi görmemle birlikte sanki başka bir dünyaya adım atmış oldum. Hızlı hayat temposunun yorgunluğundan ihtiyar bir kadıncağızın sükûnet dolu huzuruna iltica etmiştim. Ben dünya dedikçe o ahiret diyor, ben acele ettikçe o duruyordu.

Umrede onu yalnız bırakmayan dayım ve annem onun yavaş hareketlerine çoktan uyum sağlamışlardı bile. Onlar kollarını girip onu abdest almaya götürürlerken, ben yine o yavaş adımları gözlemliyor, o adımların hal dili ile ne anlatmak istediklerini çözümlemeye çalışıyordum. Belki de o adımlar bizim gibi dünyaya dalmışlara “biraz ağır ol” demek istiyordu.

Anneannemin öyle bekçiliğini yaptığı malı mülkü yok. Bir evleri var onu da gelini ve torunları ile paylaşıyor. Onunla birlikte yaşayan torunları ne de kısmetliler. Her gün onu görebiliyorlar ve her gün onun duasını alma imkânına sahipler. İçinde ihtiyar bulunan bir ev benim ölçülerime göre çok güzel bir evdir. Onlarla bir sofrada oturmak, birlikte yemek yemek mutlulukların en güzelidir. Bir evde namaz kılan, tespih çeken, Kur‘an okuyan yaşlılar varsa; o atmosfer dünyalara değişilmez. O ortamda yetişen çocuklar asi ve katı kalpli olmaz, iyi niyetli güleç yüzlü olurlar.

Anneannem benim için çok önemli birisi. Çünkü o bana çocukken en güzel duaları öğretmişti. Şöyle dua etmem gerektiğini söylerdi: “Evladım” derdi, “Cenab-ı Allah‘tan bir şey isteyeceğin vakit, önce arkadaşlarıma sonra bana ver diyerek iste.” Bu duaya ben bugün hala “amin” diyorum. Bencilce her şeyi kendisi için isteyen insanların oluşturduğu bir toplumda bu dua oldukça anlamlı geliyor bana. Anneannem belki de bu sözleri ile iyi niyetli olmanın öğretilebilen bir durum olduğunu ispatlıyordu. Bu sözler bende o kadar çok yer etti ki dünyaya hep bu pencereden bakmaya çalıştım.

Anneannemin beni etkileyen bir yönü de şudur: Beş on yıl öncesine kadar, evinin bulgurunu, eriştesini, salçasını, konservesini, yoğurdunu, reçelini kendisi yapardı. Yününü kendi çırpar, halılarını kendi yıkar, yorganlarını kendi yüzlerdi. Kocasının alıp eve getirdiği hiçbir şeyi ziyan etmez, israfa kesinlikle meydan vermezdi. O evde kuru ekmekler boşa gitmezdi.

Çocukken pazara birlikte giderdik. Ucuz ve sağlam sebzeler almaya çalışır, satıcılar ile kısa pazarlıklar yapardı. Mevsimi gelmemiş sebzeleri hiçbir zaman almazdı. İşte anneannem altı çocuğunu bu şekilde büyütmüştü.

Evlerine gelen misafire “aç mısın tok musun” diye sormaz, mutlaka bir sofra hazırlardı. Özellikle bayramlarda gelen misafirler için kazan kazan çorbalar, sarmalar, pilavlar pişirirdi. Bayram tatlısı konusuna gelince bizim “hurma” dediğimiz “kalbur bastı” tatlısından şaşmazdı.

Anneannem “şunu al bunu al” diye kocasının başının etini yiyen kadınlardan değildi. Ekmek düşmanlığı yapmaz, ailesinin parasını çarçur etmezdi. Yok “şu perdenin rengi güzel değil”, yok “şu halının desenini beğenmedim” diyerek yenisini almaya heveslenmezdi. Evdeki eşyaları eskiyinceye kadar kullanır, gereksiz masraf yapılmasına izin vermezdi. Aza kanaat etmesini bilir, olana şükrederdi. Bizi de öyle alıştırmaya çalıştı. Çarşıdan kuru üzüm ve leblebi alır, onu önümüze bolca koymaz, istedikçe azar azar verirdi. “Her şeyin azı kıymetlidir” derdi.

İki çocuk dövüşse büyük olana “sen büyüksün oğlum o küçüktür” der küçük olana da “Aman yavrum o senin büyüğündür öyle yapma” derdi. Bugün ise elimizde büyük küçük bilmeyen bir nesil var. Anneannemin bu tavrını yeniden hayata geçirmenin bir yolunu bulmalıyız.

Anneannemin konuşması susması, oturup kalkması her şeyinde bir edep vardı. Dedeme karşı özellikle saygı gösterir, onun bir adım önüne geçmezdi. Hani “kadın kadınlığını bilmelidir” diye bir laf vardır ya, o işte o onu çok iyi bilirdi. Asla elinin hamuruyla erkeklerin işine karışmazdı. Hani şu sosyal hayatta gördüğümüz çağdaş kadın tiplemesi var ya; ona hiç uymazdı. Onlar gibi geveze, girişken ve çirkin değildi. Ama soba yakmasını, katmer açmasını iyi bilirdi.

Anneanneme küçükken söz vermiştim; kırdığım bardaklarını büyünce öderim diye. Ben bugün o bardakları hâla ödeyemedim. Bir de çırpına çırpına ölmek üzere olan bir tavuğu vardı; murdar olmadan dedem onu kesmişti. Bugün ilk defa itiraf ediyorum; ona ben tekme vurmuş ve onu o hale getirmiştim. Buradan sesleniyorum: Hakkını helal et anneanne! Seni çok seviyorum anneanne! Ellerinden öperim anneanne.

Aydın Başar/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Aydın Başar’dan 300 Kitaplık Tavsiye Listesi

Uzun bir mesainin sonunda 300 kitaplık bir “Müslüman kitaplığı” kitap tavsiye listesi oluşturmuş oldum. Elimden …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir