Ana Sayfa / Yazarlar / Aydın Başar / Alimleri gözden düşürmeye çalışıyorlar

Alimleri gözden düşürmeye çalışıyorlar

Eski alimlerimizin metotlarının, söylemlerinin, ilimlerinin günümüz sorunlarına çözüm bulmakta yetersiz kaldığı görüşü, bugün ilahiyat çevrelerinde çok dillendirilen bir tezdir.

Bu tezden yola çıkarak birçok kendini bilmez kimse, Ebu Hanife’den İmam Şafii’ye, İmam Gazzali’den İmam Rabbani’ye kadar bir çok alimlerimizi küçük göstermeye çalışmaktadır.

Bu kimselere onların tırnağı bile olamayacaklarını hatırlatmak gerekir. Zira onların yaptıkları ifsada bir şekilde dur deme mecburiyetimiz vardır.

Ucuz söylemler

İçlerinden en yüzsüzleri; “Onların görüşleri kendi dönemlerini bağlar”, “Bin dört yüz sene öncesinin görüşleri günümüze ışık tutmaz” vs. gibi cümleler kuraraken, içlerinden daha da ileri gidenleri ise İmam-ı Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin yaşasalardı metodlarını ve usullerini değiştireciğini iddia etmektedir.

Biraz insaflıları da eski alimlerimizin birikiminden yararlanmamız gerektiğine dair süslü cümleler kurduktan sonra, yine de onların birikimlerinin günümüzün sorunlarını çözemeyeceğini söylemektedir.

Bir zamanlar fetvasız iş görmeyen ve fıkıhla yaşayan dedelerimizin zamanında bu görüşler serdedilmiş olsaydı, İslami ilimlerin usulünü tartışmanın nasıl bir cinayet olduğunu o gün herkes fark ederdi.

Fakat ne yazık ki bugün İslam şeriatini genelilkle yaşamayan bir toplum olduğumuz için, fakih ne demek, içtihat ne demek bunları bilmiyoruz ve bunların bağlayıcılığından da haberimiz yok.

Bu kimselerin; “Bin dört yüz sene önceki alimler” diyerek küçümsedikleri alimlerimizin fetvalarını belli bir zaman dilimine hapsetmek istemelerinin temelinde ise “tarihselcilik” denilen bir fitneye kapılmış olmaları yatmaktadır.

Bunu yemezler

Bu şirin düşüncelerin masumiyetine inananlar, sekülerizm virüsünün ne kadar sinsi bir virüs olduğunun farkında olmayanlardır. Sekülerizm kendi zehrini bal kâsesinde sunmayı ve bunu birtakım ilahiyatçılara tatlı tatlı içirmeyi çok iyi bilmektedir.

Şunu peşin olarak söyleyelim ki; eski alimlerimizin kitaplarının bugünün sorunlarını çözemediği düşüncesi kesinlikle yanlıştır. Sadece İmam-ı Gazali’nin Ihya-yı Ulumuddin’i veya İmam Rabbani’nin Mektubat’ını okuyanlar bile yüz yıllar önce yazılmış bu kitapların hâlâ tazeliğini koruduğunu müşahede ederler.

Şartlar değişmiştir, insanlar değişmiştir fakat insanî zaaflar değişmediğinden dolayı dünün sorunları ile bugünün sorunları arasında çok da fazla bir fark yoktur.

Günahlar kimlik değiştirmiştir fakat temelindeki zaaflar aynı zaaflarıdır. Hz Adem’den beri insanların karşılaştıkları sorunlar birbirine aslında çok benzemektedir.

Misalen “kredi kartı” diye yeni bir şey çıkartılmıştır fakat faizin her türlüsünün haram olduğu bilgisi her zaman elimizin altında olan bir bilgidir. Hırsızlık, cinayet, yalan gibi günahlar insanlık tarihi ile yaşıttır.

Dertleri hadislerle

Böyleyken burada eski alimlerimizin fetvalarıyla uğraşanlara sorulması gerekn soru aslında şudur: “Sizin derdiniz nedir?”

Onların derdi aslında bellidir. Alimlerimizin fetvalarına savaş açan bu zevatın derdi esasında hadis-i şeriflerledir. Kaldı ki hadis-i şerifler zaman itibariyle alimlerimizin görüşlerinden daha eskidir. O halde onların tarihselci mantığına göre hadis-i şerifleri de günümüze taşımamız doğru değildir. Kimisinin itiraf ettiği, kimisinin de itiraf etmediği asıl dertleri işte budur.

Hadis kitaplarını okuduğumuzda 1400 yıl önceki sorunların, tıpkı yaşadıklarımıza benzediğini çok daha iyi anlıyor ve Peygamberimizin o gün söylediği çözümlerin bugüne nasıl da mutabık olduğunu çok daha iyi müşahede ediyoruz.

Bu tespiti yapmadığımız takdirde sünnetin sadece sınırlı bir dönemin sorunlarını çözdüğünü söyleme gafletine düşmek işten bile değildir.

Tıpkı bunun gibi sünnete ittiba yolunu benimsemiş eski alimlerimizin kitapları da yalnızca kendi dönemlerinin meselelerini değil bugünün meselelerini çözmekte de oldukça mahirdir.

Hatta onların kitaplarının bugünkülerin birçoğundan çok daha üstün ve kaliteli kitaplar olduğunu söyleyebiliriz.

En azından dinde yenilik hevesiyle veya mızıkçı bir üslupla yazılmış ciddiyetsiz kitaplar değillerdir.

Onları beğenmeyenlerin, sağlam meyve ve sebzelerin yanında çürük domateslerini satamayacaklarını bilen kimselerden farkı yoktur.

Nitekim gerçek ilim ehli, eski alimlerimizin bu kitaplarının kıymetini bilmekte ve onların hâlâ aşılamadığını söylemektedirler.

Takva ile yazılan farklıdır

Eski alimlerimizin yazdığı kitapların kıymetli oluşunun en önemli nedenlerinden birisi de ıhlas ve takva ile yazılmış olmalarıdır.

Bunu bir benzetme ile anlatmaya çalışırsak, eski ve tarihi camilerle yeni yapılmış camileri kıyaslayabiliriz. Eski camilerdeki huzur ve sükunet havasını yenilerinde bulmak çok zordur.

Çünkü eski camileri yapan işçilerden yaptıran padişaha kadar hepsi takva ölçülerinde yaşamışlardır. Ayrıca bugünkü gibi faiz her alanı kuşatmadığından bu camilerin sermayesinde faiz kırıntıları yoktur. Oysa bugün faizin bulaşmadığı bir alan kalmamıştır.

Bunun gibi takva ile yazılan kitapla, takvasız yazılan kitapların da farkı vardır. Alimlerimiz sekülerizmin en büyük düşmanı olan “takva”yı bir hayat tarzına dönüştürmüş kimselerdir.

Dünyevileşmenin hayata egemen kılınabilmesi için dünyevi mantıkla dini yorumlamayan gerçek alimlerin bertaraf edilmesi gerekir. Bunun için onların kitaplarının ve yorumlarının da günümüz sorunlarına çözüm bulamadığı iddia edilir. İşte meselenin özeti budur.

Onlar çözüm bulamadığına göre de; meşrebi geniş ilahiyatçılar ve din tenkitçileri mutlaka bir çözüm bulacaktır!

Yıllarca o kadar çok arıza ilahiyatçı yetiştirdik ki şimdi onların ürettiği sorunlarla boğuşmak zorundayız.

Oysa din tenkitçisi yetiştiren bu sistemi çoktan terk etmeliydik.

Gerçek alim yetiştiren bir sisteme çoktan geçmeliydik.

Aydın Başar/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Bahattin Karakoç/ Sebebi Sensin

Dilime sen verdin gül ezgisini, Bir gönül üzdümse sebebi sensin! Seninle aşmışım dur çizgisini, Töreyi …

Bir yorum

  1. Lutfu Başaran

    Tebrikler.
    Çok güzel bir makale. Hadis-i Şeriflerin günümüze ışık tutmadığını söyleyenler çok iyi düşünmelidirler.
    Resulullah’ın sözlerinin kendinden olmadığı âyet i kerime ile sabit olduğuna göre,
    Başka peygamber de gelmeyeceğine göre,
    Kur’an-ı Kerim’e de mi noksanlık isnad edecekler?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir