Ana Sayfa / Yazarlar / Aydın Başar / Mağaraya Doğru

Mağaraya Doğru

Bizler modern çağın ve ona teslim olan toplumumuzun bize dayattığı anlayışlara ve o anlayışların uzantısı olan kavramlar dünyasına teslim olmak zorunda değiliz. Biz size seküler dünyanın kabulleri yerine mağaraya yönelmenizi öneriyoruz. Mağarada Allah’ın lütfunun ve rahmetinin olduğundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. 

Yüca Allah’a hamd, Resulune, onun Ehl-i Beyt’ine ve Eshab-ı Kiram’ına selatu selam olsun.

Eshab-ı Kehf, Kur’an-ı Kerim’in Kehf Suresi’nde bildirildiğine göre Yüce Allah’ın hidayetlerini arttırdığı ve kalplerini kuvvetlendirdiği bir grup gençtir. Yine bu surede bildirildiğine göre onlar yerin ve göğün Rabbi olan Allah’a iman etmiş ve O’ndan başka ilah olmadığına şahadet etmişlerdir.

Yaşadıkları toplum tevhit inancından uzaklaşmış, haksızlığın, adaletsizliğin, ahlaksızlığın ve kötülüklerin bol olduğu bir toplumdur.

O halde mağaraya sığının!

Bu gençler ise Allah’tan başka ilahlar edinen toplumlarından yüz çevirmiş ve hak dine inandıklarını ilan etmişlerdir. Bunun üzerine toplumlarının önde gelenleri veya yöneticileri, bu gençlere hayatı zindan etmiş ve baskılarla onları yollarından geri çevirmeye çalışmışlardır.

Fakat bu iman kahramanları, bu cesur yiğitler, sarsılmaz bir inanca sahip oldukları için onlara teslim olmamışlardır. İmanlarından vazgeçmek veya zalimlere teslim olmak yerine mağaraya sığınmaya karar vermişlerdir. Bu konuda ayet-i kerimede şöyle buyurulur: “Onlara: ‘Mademki siz onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki Rabbiniz size rahmetinden genişlik versin ve işinizde size bir kolaylık hazırlasın’ denildi.” (Kehf: 16)

Eshab-ı Kehf için mağara, zalimlerden ve onların düzenlerinden soyutlandıkları yerdir. Yani mağaraya yönelmek bir bakıma şirkten uzaklaşmak ve kendi tevhidî dünyalarını kurmak demektir.

Onlar bu yolu tercih ederek dünyanın her türlü nimet, süs ve imkânlarına da veda ederek, Rablerinin rızasını her şeyin üzerinde tutmuşlardır. Bu halis niyetlerinin karşılığı olarak da Allah onları mağarada muhafaza etmiş ve ibretlik bir şekilde uyutmuştur. Uyurken de güneşin bile onları rahatsız etmesine izin verilmemiştir.

Zihnen ve kalben soyutlanmalı

Sayıları belli olmayan bu gençlerin yanlarında bir de köpekleri vardır ki o da Kur’an’da zikredilmek suretiyle bu şereften nasiptar olmuştur. Yani batıl düzenlerden zihnen ve kalben soyutlanan insanların peşlerine takılan bir köpek bile kıymetlidir.

Günümüzde Müslümanları tehdit eden en zararlı felsefe olarak gördüğümüz “sekülerizm” yani Allah’ı dünya işlerine karıştırmama felsefesi hızla yayılmakta ve insanların zihinlerini kuşatmaktadır. Sekülerizmin toplumlara sirayet etmesi laiklik, demokrasi ve liberalizm gibi kavramlar üzerinden gerçekleşmektedir.

İşin tehlikeli tarafı ise zihinler adeta bu kavramlara şartlandırılmıştır. Sanki bu kavramlar insanlığın ulaşabileceği son noktaymış ya da nihai değerlermiş gibi lanse edilmektedir. Nerede ne kadar güzel mana varsa bu kavramlara yüklenmektedir.

Müslümanca düşünce

Bizim ise Müslümanca düşünmek gibi bir derdimiz olmalıdır. Bu elbise bize uyar mı uymaz mı; bu noktada kaygılarımızın olması gerekir. Birilerinin bizi sokmaya çalıştıkları şekle girmek zorunda olmadığımız gibi başkalarının doğrularını tekrar etmek gibi bir tutumumuz da olamaz.

Bir Müslüman olarak kendimize başkalarının şekil verdiği bir konumu layık göremeyiz.

Biz sekülerizm ve uzantısı olan kavramlarla ilgili fikirlerimizi beyan ederken de; “Hala bu çağda bu kavramları mı tartışıyorsunuz?” diyenler olacaktır. Fakat bizler onların istediği gibi bu kavramları tartışmadan kabul etme durumunda değiliz. Kur’an’a ve Sünnete uyar mı bunu iyice tahkik etmek zorundayız.

Yaşadığımız şu çağda bize sürekli seküler anlayışlar lanse edilirken, okulda, medyada ve toplumun diğer kurumlarında Müslüman zihinlere bir şekilde format atılmaya çalışırken bizim bu konuda kafa yormamamız düşünülemez.

Dünyevileşme tehlikesine karşı ahiretin varlığına inanan insanlar olarak bir şekilde Müslümanca düşünceyi ortaya koyabilmemiz gerekiyor.

Günümüz insanı bugün esasında çok ağır bir sınav veriyor. O kadar çok zararlı felsefe ve düşüncenin arasından doğruyu bulması hakikaten artık çok zorlaştı. Zihinler üzerinde o kadar yoğun telkinler var ki bu telkinlerin arasında hakikati bulmak başlı başına büyük bir iş.

Eshab-ı Kehf bize örnektir

Eshab-ı Kehf kıssası bize az sayıda olmalarına rağmen, güçsüz olmalarına rağmen, yoldan çıkmış toplumlarına uyum sağlamak yerine mağaraya yani kendi inançlarını pekiştirecekleri alana sığınmayı tercih eden asil gençlerin örnek hayatlarını anlatıyor.

Bugün bizim yapmamız gereken de aslında onların yaptıkları şeyden farklı bir şey değildir. Bizler modern çağın ve ona teslim olan toplumumuzun bize dayattığı anlayışlara ve o anlayışların uzantısı olan kavramlar dünyasına teslim olmak zorunda değiliz. Çünkü modern çağın ulaştığı nokta cahiliyenin ulaştığı noktadan pek de farklı değil…

Bu anlayışlar, biz farkında olalım ya da olmayalım, bizi bir şekilde şirke bulaştırmaktadır.

Seküler dünyanın bizi sokmaya çalıştığı kalıba girmemek ve buna karşı direnebilmek için çok ciddi bir zihni hazırlık dönemine ihtiyacımız var. Bunda kuşku yoktur. Zira alt yapı hazırlanmadan, bir zemin oluşturulmadan, birşeyeri bina etmek söz konusu olamaz.

Batıl felsefe ve düşünce kalıplarından soyutlanarak kendi kavramlarımızın mağarasına dönmenin vakti geldi.

Mağaramıza döndüğümüz zaman bize dayatılan birçok kavramın aslında bize ait olmadığını, fıtratımıza da uygun olmadığını fark edeceğiz.

Mağaraya yönelmek

Mağaraya yönelmek, “uydum kalabalığa” basitliğinden bizi kurtaracak olan asil tavırdır.

Mağaraya yönelmek, ancak bedel ödeyebilecek insanların karıdır.

Mağaraya yönelmek, dünyanın süsünü gösterişini terk etmenin ve bir davaya adanmanın adıdır.

Şirkten ve şirke bulaşmış her türlü düşünceden, felsefeden, ideolojiden uzaklaşmaktır.

Çürümüşlüğe ve kokuşmuşluğa dur diyecek dirilişin temellerini atmaktır.

Mağara, toplumdan kaçmanın sembolü değildir. Toplumun kendisine dayattığı anlayışlardan, yaşam biçiminden soyutlanmanın sembolüdür.

Nitekim Kehf Suresi’nin Müslümanların zihni hazırlık dönemi olan Mekke döneminde inmesi de bu anlamda dikkate şayandır.

Biz size seküler dünyanın kabulleri yerine mağaraya yönelmenizi öneriyoruz. Mağarada Allah’ın lütfunun ve rahmetinin olduğundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Aydın Başar/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Aydın Başar’dan 300 Kitaplık Tavsiye Listesi

Uzun bir mesainin sonunda 300 kitaplık bir “Müslüman kitaplığı” kitap tavsiye listesi oluşturmuş oldum. Elimden …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir