Ana Sayfa / Genel / BİR VAKIF İNSAN: VAHDETTİN ALTUN

BİR VAKIF İNSAN: VAHDETTİN ALTUN

bir-vakif-insan-vahdettin-altun

Allah! Allah! Vahdettin Altun da…

İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun.

Vefat haberini duyduğum da ağzımdan gayr-i ihtiyari bu cümleler dökülmüştü.

Aynı vahdettin-altunagddünyada, aynı zaman dilimi içerisinde birbirimizden habersiz, umarsız, duyarsız, kadir kıymet bilemeden yaşayıp gidiyoruz.

Kalplerimiz aynı vahdet yoğunluğu içerisinde çarpıyor değil.

Dünyanın hay huyu bize, birbirimizi, sorumluluklarımızı, kardeşliğimizi unutturuyor.

Sanki ölünce ya da ölüm haberi duyulunca uyanıyoruz.

Aramızda yaşamış, ancak bir daha geri gelmemek üzere aramızdan ayrıldığında ancak farkına varabildiğimiz, keşke keşke diye hayıflandığımız, yeri doldurulamayacak; kendi nev’i şahsına münhasır nice insanlar, nice kahramanlar var aramızda..

“Allah’a verdiği sözde duran erler vardır. Onlardan bir kısmı sözünü yerine getirmiş, bir kısmı da sırasını beklemektedir.’”

Hacı Abiabdullah-genc-dinkulturuatolyesi

Hacı Abiyi 90’lı yıllarda tanıdım. 20 yıl gibi bir beraberliğimiz oldu. Ben ona “Hacı Abi” derdim, O da bana bazen ”Derin Hoca” bazen de “Hacı Mustafa” derdi.

Ben, MGV Bölge Başkanı, O, MGV Şube Başkanı olarak yıllarca çalıştık. 

15 yıl önce Selçuk Anadolu Lisesi’nde öğretmenlik yaparken –zannediyorum 1997 senesiydi- gece saat 01.00 vakitleriydi.

Telefon ettiler “çayı koy sana misafir geliyoruz “diyerek eve baskın yapar gibi gelmişlerdi Abdullah GENÇ, Vahdettin ALTUN, Samet ŞİMŞEK, Hüseyin AKTAŞ’lar ve vakıf yönetiminden birkaç arkad

Daha doğru dürüst kanepeye oturmadan, ‘Hayırdır inşallah’ demeye fırsat kalmadan ; ‘Vakıf yönetiminde istişare ettik ve karar aldık. Seni MGV Şube Başkanı olarak seçtik, dediler. 

Belki 15 dakika nutkum tutuldu. Neçe sonra ;“hayırlı olsun” dediler. Biz de hiç itiraz etmeden “hayırlı olsun” dedik.

huseyin-aktas-dinkulturuatolyesi

Eski ve yeni şube başkanlarımızla ve diğer arkadaşlarımızla yıllarca beraber çalıştık. 

Bizim vakıf anlayışımız buydu. İtiraz edilmezdi.

Biz büyük bir Vakıf Medeniyetinin çocuklarıyız. Bütün mal varlığını ümmetine vakfeden bir Peygamberin ümmetiyiz.

Bizim tarihimiz, hayatın hiçbir alanını ihmal etmeyen vakıflar ve insanların gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olan ve ”Ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” düsturunu kendisine ilke edinmiş vakıf insanlarla velud, eşsiz bir medeniyetin misalleriyle doludur.

Bu medeniyet anlayışımız geçmişten geleceğe kesintisiz devam edecektir. Bu medeniyet telakkimiz, insanla ve İslam’la yaşıttır. O’nunla beraber de yaşamaya devam edecektir.

mustafa-ozturk-agd-din-kulturuO , Sade bir insandı..

Gösterişi ve riyakarlığı sevmezdi.

Mütevazi ve durgun, fakat içerisinde fırtınalar kopan biriydi…

Gece abid ve zahid, gündüz; hafız, muhafız ve mücahiddi…

Allah için dendi mi, hiçbir şeyi esirgemezdi.

Zaman, mekan, imkan mefhumu düşünmeyen artık insan değil, aktif insan olarak çalışırdı.

Cesur, gözü kara, yiğit, akıllı, ilkeli, dengeli, dirayetliydi. Dışa doğru, hangi farklı düşünceden olursa olsun herkesi kucaklayacak kadar geniş, içe doğru kendi iç dünyasında madde ve mana alemini ihata edecek kadar engin ve derin bir kişiliğe sahipti. samet-simsek-din-kulturu-atolyesi

İslam anlayışını dünyevileştirmeden ve uhrevileştirmeden, her ikisini de kuşanarak yaşayan, her ikisinin de olabildiğince hakkını veren hanif bir müslümandı VAHDETTİN ALTUN.

Müzzemmil ve Müddessir Surelerinde ifade edildiği gibi, Yatsı namazından hemen sonra yatan, düzenli olarak gece ibadetine kalkan ve Kuranı içine sindire sindire okuyan bir Müzekkirdi. Çünkü; gece neşvesi her şeyden daha sevimliydi onun için.

Altın Adam

İsmiyle müsemma, dinin ve dindarların vahdetini sağladı Altun Adam.

Öfkelenen ve kızanın öfkesini alıp sakinleştiren, küsenin kalbini yumuşatıp yeniden aramıza katan Vahdettin Altun.

İhlas ve samimiyeti nasıl da becerdi, dinini ve sorumluluklarını, dünyasını ve ahiretini birbirine karıştırmadan ne güzel bir denge kurdu, kırdığını sandığından özür dileyerek, kırıldığını belli etmeden onu affeden o ihlas şiarı güzel insan Vahdettin Altun.

İstemeye gittiğimiz her insan bizim için Allah’ın önümüze çıkardığı bir potansiyeldi. Allah ‘ın vermeyi ve verdirmeyi murad ettiği insan bu adam olabilir diyerek gidiyorduk. Ön yargımız olmazdı. Biz sadece isterdik. Varsa nasibimizi alır çıkardık.

O, Bir gencin yetişmesi için gayret etmen, senin için dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha faziletlidir düsturuna sadece inanmadı, inanarak ve sevabını Allah’dan bekleyerek bir ömür boyu bunun için çalıştı.

12 yıldır istisnasız her pazartesi tefsir derslerine katılmayı prensip haline getirmesi, Amellerin en hayırlısı az da olsa devamlı olanıdır düsturundan kaynaklanıyordu.

İlke haline getirdiğimiz bir darb-ı meselimiz vardı: “Gezen tilki yatan aslandan daha iyidir.” Her defasında gideceğimiz bir yere farklı yollardan gidelim, Allah rast getirir, derdi.

vahdettin-altun-dinkulturu-atolyesiMazeret üretmezdi

Teşkilat çalışmaları için mazeret üretmezdi. Yapılması gerekeni ertelemezdi.

Yol valizimiz her daim hazırdı. Manisa’dan zeytin, Rize’den çay, Niğde’den patates bir başka şehirden başka bir şey getirmek için dört gözle mevsiminin gelmesini bekler, bütün şartları uygun hale getirmeye gayret ederdik.

Niyet hayr, akıbet hayr…

Yurtta ve evlerde kalan kardeşlerimizin ihtiyaçlarını karşılamak için, her sene Ramazan’da, tatillerde İstanbul, Ankara, İzmir yurt içinde, Hollanda, Almanya, Fransa, Avusturya vs. yurt dışında zekat, fitre, bağış, yardım toplamak için, Kurban Bayramı’nda bir pay da sen ver diyerek kurban organizasyonları yaparak atıyla, arabasıyla gece gündüz kapı kapı dolaşır, insanlardan isterdik.

İstemek zordur. Ne için istediğimizi bildiğimiz için istemek zorumuza gitmezdi.

İyi niyetle, güler yüzle karşılamayan insanlarla da karşılaşırdık. Üç kuruş verir veya vermez, bir ton laf sayar, eleştirir, yapılanları beğenmez, söylenir dururdu.

Bir gencin yetişmesi için bin tane münafığın kahrını çekeriz diye susardık, sabrederdik.

Nefsimize ağır gelse de nezaketen cevap vermezdik.

O, Mütehammil bir insandı.

Hacı Abi, Mütevekkildi.

28 Şubatın derin ve soğuk günlerinde umutların tükendiği, endişe ve kaygıların arttığı , kimilerinin tabelalarını dahi indirdiği günlerde,”En güzel emniyet ,hizmettir” ilkesiyle hareket ederek bir gün bile vakfa gelmemezlik etmedik.

Ecelin, rızkın ve kaderin Allah’a ait olduğunu , başımıza ne gelecekse, Sadece Allah’ın dilemesiyle olacağını bize hep hatırlatır, biz de üzerimize metanetin, sekinetin indiğini hissederdik ve öz güvenimiz artardı.

Niyetimiz ve hedefimiz; 28 Şubatın derin soğuğunun kasıp kavurduğu günlerde 40 kişilik bir otobüs dolusu adam yetiştirmekti İslam için, Sivas için, Türkiye için.

İstişare etmeden iş yapmazdı.

Teşkilat mantığıyla hareket ederek önemine binaaen bazı konuları iki kişiyle, bazı konuları üç beş kişiyle, bazı konuları da herkesle istişare ederdi. Kiminle neyi, ne zaman, ne kadar konuşacağını iyi bilirdi. Öyle konular vardı ki, vakfın, teşkilatın ve arkadaşların selameti için ikimizden başkası hiç bilmedi. O içinde aldı götürdü, benim ki de bende kalacak.

Hasbi adamdı Hacı Abi. Hesabi değildi. Hesap yapmadı. Hesabı ve taksimatı yapan Büyük Kapı’ya teslim oldu ve rıza gösterdi. Kendisine büyük ikballer teklif edildi. Biliyorum. Kabul etmedi. Ahiret vadeli çalışmayı severdi. Vakıf hizmetlerinin böyle olması gerektiğini bize öğretirdi.

O, Emin bir Mümindi. Güven veren ve güven duyulan bir kimseydi. Herkesin onda bir sırrı, bir ‘özel’i, bir emaneti mutlaka vardı. Kendisine verilen bir şeyi mutlaka yazar, kayıt altına alırdı. Çünkü; “Size verileni, ahitlerinizi, sözleşmelerinizi yazın” diye inanmıştı.

Çarşamba günü akşamları evine misafir kabul etmezdi. Bu hassasiyetini bilmeyen bir misafiri geldiği zaman, onu vakfa getirir, ‘Biz toplantıyı bitirene kadar çay iç’ derdi. Toplantıya katılmayan arkadaşlara Nur Suresi’nin son ayeti olan “ ….onların mazeretlerini kabul etme. Onları Allah’a havale et. Onlar hakkında tevbe istiğfarda bulun.” Ayetini hatırlatırdı. Çünkü; O’na göre: “İslam’ın şartı beş, altıncısı toplantıya katılmaktı.”

Kısaca Hacı Abi, vakıf insanı değil, VAKIF İNSAN’dı.

Hayatının az bir kısmını, imkanının az bir kısmını, zamanının arta kalan kısmını ayıran insan değil, zamanından, imkanından, işinden, gücünden, parasından Allah için fedakarlık yapmanın insanlara zor geldiği bir zamanda; çocukluk dönemini saymazsak 56 yıllık ömrünün 40 yılını Allah davasına vakfeden bir insanı konuşmaya ve anlamaya çalışıyoruz şimdi biz.

Din-kulturu-atolyesiVakıf insan olmak zordur, az yetişir. 70 li yıllarda Sivas’ta Halin üstündeki Kültür Derneği’nde, Milli Türk Talebe Birliği’nde, Milli Gençlik Vakfı’nda aktif olarak çalışan, oraların havasını teneffüs eden tek kelimeyle fedakar Abilerimiz; Sivas’ daki bütün vakıfların, derneklerin öncüleri oldular, bütün hayırlı hizmetlerin bayraktarlığını yaptılar, gelecek tehlikeleri bizim selametimiz için önce onlar göğüslediler. Bizim önümüze ışık oldular, geleceğimizi aydınlattılar. Biz onlardan çok şey öğrendik.

Adam gibi adam

Kaht-ı Ricalin yaşandığı şu zamanda; açısı tam, adam gibi adamların, vakıf insanların birer birer aramızdan sessizce ayrılıp gitmesi, işimizi daha da zorlaştırıyor dostlar!.

Yetiştirdiğimiz, elinden tuttuğumuz gençlerimize vakıf insan olma bilincini kazandırmak zorundayız. 21. Yüzyıla girerken Hak, hukuk, adalet ve şefkat medeniyeti mefkuremizi inşa edecek, yetiştireceğimiz imanlı nesillerin, Vahdettin Altun’ları ve onların ortaya koyduğu VAKIF İNSAN modelini iyi tanımalarını, onların misyonunu kuşanmalarını ve örnek alıp yaşatmalarını sağlamak zorunda olduğumuzu söylüyorum.

Çünkü; tarihin, toprağın, dinin ve ecdadın üzerimizde hakkının var olduğunu düşünüyorum.vahdettin-altundin-kulturu-atolyesi

Onlar; bizim kahramanlarımızdır. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. Arkadaşları Allah Rasulü Hz. Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem olsun.

Vahdettin ALTUN’u nasıl bilirsin, diye bana sorarlarsa; “Hacı Abi!.. Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaat çizgisinden zerrece ayrılmayan, açısı tam, adam gibi adamdı” derim… Vesselam .

Sözlerimi Üstad Necip Fazıl’ın şu şiiriyle bitireyim:

Eski çınar şimdi noel ağacı.

Dallarda iğreti yaprak utansın.

Ustaya kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın.

Mekanı Cennet Olsun…

Vefat Tarihi: 08/12/2011

Mustafa Öztürk/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Alimler bu kısaltmaları hoş karşılamıyor

İmam Nevevî, Sahîh-i Müslim’e yazdığı şerhin mukaddimesinde şunları söylemektedir; “Hadis yazan bir kişinin Lafza-i Celâl’e …

Bir yorum

  1. Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

    İyi bir Müslümandı. Allah gani gani rahmet eylesin. Makamı cennet olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir