Ana Sayfa / Yazarlar / Aydın Başar / Cennetle dalga geçen ilahiyat profesörüne cevap

Cennetle dalga geçen ilahiyat profesörüne cevap

Cennet tasvirlerinin evrensel çağlar üstü bir tasvir olmadığı görüşü ile ilgili bir sayın profesörümüzün iki tane videosu dolaşımda. Birincisinde talihsiz bir şekilde cennet tasvirleri ile dalga geçen profesörümüz, ikinci videoda biraz daha oturaklı bir tarzda aynı görüşünü bir kez daha anlatıyor. İnşallah üçüncü videosunda da yaptığı hatayı anladığını ve tövbe ettiğini ifade eder.

Birinci videoda hakikaten ipe sapa gelmez iddialar, kötü bir üslupla dillendirilmiş. Neymiş efendim; beyefendi Karadenizliymiş de, yeşilliğin ırmakların içinde büyümüş de, Kur’an’daki cennet tasvirleri kendisine hitap etmiyormuş da, bu tasvirler ilk muhatap kitlenin idrak seviyesine hitap ediyormuş…

“İlk muhatapların idrak seviyesi” derken bile Kur’an’ın ilk muhataplarının idrak seviyesinin herhalde alt seviyede olduğunu zannediyor. Bize göre ise sahabilerin idrak noktası en tepededir, yani zirvededir. Zirveyi idrak edemeyenlerin zırvalaması ise kaçınılmazdır. Sözün bu derece zırvasını söyleyebilmek için herhalde tahsil görmek gerekiyor. Belki de Allah bazılarının gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için, onları saçmalatıyor da olabilir. Mesela bir tanesi de geçenlerde; “Peygamber de yetimdi git anneni öldür ” gibisinden laflar etmişti.

Cennet tasvirlerini basit görmek yeni bir durum değil esasında. Yıllar önce oryantalistlerin ortaya attığı bir takım düşüncelerin tarihselcilik maskesi altında yeniden gündeme getirilmesinden ibaret.

Elbette ki Kur’an, ilk muhataplarının anlayacağı dilden konuşmuştur. Elbette ki onların hayatlarında olmayan bir olgudan da bahsetmemiştir. Ancak bu demek değildir ki tarihselcilerin iddia ettiği gibi Kur’an’daki hitaplar günümüz insanına hitap etmesin.

Kur’an hitabını tarihsel anlayanlar farkında olmadan cenneti de ilk çağlarda yaşayan Arap toplumuna tahsis ediyorlar. Bu hitaplar ilk muhataplaraysa, bu iddiayı ortaya atanlar demek istiyorlar ki; “O zaman ilgili ayetleri kaldırın atın.” Söylemek istedikleri aslında tam olarak bu anlama geliyor ama her bir ayrı bir laf cambazı olduğu için mutlaka bir şekilde sözü eğip büküyorlar. Yapmayın etmeyin diyenlere de; “Sen Taliban’sın” diyorlar.

Bu mesele asla tarihselcilerin dediği gibi değildir. Cenab-ı Allah cennet tasvirleri yaparken, her çağdaki insanlara hitap etmiş ve evrendeki bütün insanların hoşuna gidecek şeyler vaat ederek cenneti teşvik etmiştir. Tarihselcilerin Cennet tasvirlerini beğenmemesi, küçümsemeleri aslında Allah’ın ikramını bir anlamda geri çevirmeleri anlamına geliyor. Sadece itikat bozukluğuna değil, edep yoksunluğuna da alamet ediyor.

Aşağıdaki ayetler üzerinde biraz düşünülse Kur’an’daki cennet tasvirlerinin sadece bir çağa hitap etmediği ve tarihsel değil evrensel olduğu net bir şekilde anlaşılacaktır.

Kur’an’da birçok surede altlarından ırmaklar akan cennetlerden ve bazı ağaçlardan bahsediliyor. Her ne kadar sayın Profesör “Her zaman Cennette piknik mi yapacağız?” diyerek işi dalgaya alsa da şırıl şırıl akan ırmaklar ve tabiat bütün çağlarda insanlara her zaman hoş gelmiştir. Bu hoşluğu anlayamayanlar farkında olmadan Rabbimizin bize beğenmemiz için anlattığı cenneti de küçümsemiş oluyorlar.

Tarihselciler bu ifadelerin ırmaksız ve ağaçsız Arap toplumu için ancak anlamlı olduğunu iddia ediyorlar. Oysa evrensel olarak tabiatın ve ırmağın güzellikleri insanlar arasında kabul görmüştür. Kabul görmemiş olsaydı, her milletten insanlar ırmağın ve tabiatın edebiyatını ortaya koymazdı Ya da bugün insanların çoğu tabiata çıkma hayali kurmazlardı. Dolayısıyla fıtratı bozulmamış her insan için şırıl şırıl akan ırmaklar, ağaçlar, kuşlar ve tabiat evrensel olarak güzeldir. Bunun için de Kur’an’daki cennet tasvirlerinde anlatılmıştır.

Yine bunun gibi Hicr Suresi 46. ayette cennetteki pınar başlarından bahsediliyor. Sıcak bir mevsimde tatlı ve serin akan sular hangi çağda hangi insana cazip gelmez? Sadece Arabistan’da suyu az olan bölgelerde yaşayan insanlar için mi caziptir bu? Çağımızda damacanadan suyu içip de köyündeki tatlı suyun özlemini duyanlar bu tasvirin günümüzde de ne kadar geçerli olduğunu fark ederler. Hatta buna bile gerek yok; birkaç saat susuzluk yaşamış olan herkes tatlı suyun evrensel olarak cazip bir şey olduğunu anlayacaktır.

Hem büyükşehirlerde egzoz gazlarının içinde yaşayacaksın, marketten aldığın hormonlu domatesleri yiyeceksin, damacana suyu içeceksin sonra da cennetteki pınarlar, organik bahçeler, güzel kokular ilgini çekmeyecek… Demek ki fıtrat bozulması denilen olay böyle bir şey olsa gerek.

Tevbe 72’de cennetteki hoş meskenlerden bahsediliyor. Bugün insanların çoğu güzel bir evde bile otursalar, daha güzel meskenlerin hayalini kurmuyorlar mı? İnsanın fıtratı böyledir. Güzel meskenler her zaman, her çağda ve her toplumda insan için ilgi çekici ve caziptir. Dolayısıyla insanların meskenlere olan ilgisi de evrenseldir.

Zümer Suresi 73’te cennet bekçilerinin cennetlikleri karşılamasından bahsediliyor. Bugün alışveriş merkezlerinde bile kapıdaki güvenlikçi günde binlerce kişiyi “hoş geldiniz” diyerek karşılıyor. Neden? Çünkü bu şekilde hoş karşılanmak evrensel anlamda insanların hoşuna giden bir şeydir. Bunu kapitalist alış veriş merkezlerinin yöneticileri bile anlamışken, bazı ilahiyatçıların buradaki evrensel cazipliği kavrayamamaları düşündürücüdür.

Ali İmran 15’te cennetteki pırıl pırıl eşlerden bahsediliyor. Hangi insan şu evrende vakti saati gelince eşini aramıyor? Evrensel olarak eşler şu hayattaki bütün insanlar için, en ilgi çekici ve arzulanan kimselerdir. Bunun sadece Kur’an’ın ilk muhatapları için ilgi çekici olduğunu söylemek saçmalık değilse nedir?

İnsan Suresi 13’te cennettekilerin koltuklara yaslanmalarından bahsediliyor. Bu da her toplumda ve her çağda geçerli bir teşviktir ki bütün insanlar için koltuklara yaslanarak rahat oturmak cazip bir şeydir. Bunun evrensel olarak cazip bir şey olduğunu anlamak için herhangi bir ülkede bir belediye otobüsüne binmek yeterlidir. Kalabalık bir otobüste herkes bir yer bulup oturup yaslanmak ister. Tabi bu koltukları da diline dolayan sayın profesörümüz, sadece orta çağdaki Araplar için koltuklara yaslanmanın cazip bir şey olduğunu zannediyor. Birkaç dakika diz üstü otursa koltuklara yaslanmanın aciz insanoğlu için ne derece güzel bir nimet olduğunu kavrayacaktır.

Yine İnsan Suresi 13’te cennette yakıcı sıcak ve şiddeti soğuğun olmadığı bildiriliyor. Bu da insanlar için evrensel bir ihtiyaçtır. Sıcak bölgelerde veya mevsimlerde klimalarla, soğuk yerlerde ve mevsimlerde ısıtıcılarla insanoğlu uygun sıcaklığı her zaman sağlamaya çalışmıştır. İnsanlığın bu gayreti de evrenseldir.

Bakara 25’te cennette dünyadakine benzeyen meyvelerden bahsediliyor. Bütün insanlık için evrensel olarak meyveler her zaman hoş ve caziptir. Kim mis gibi meyvelerin olduğu bir cennete girmek istemez? Tabi ki tarihselciler… Öyle olmasaydı herhalde cennetin muhteşem güzelliklerinin yanında Karadeniz’deki köylerinden bahsetmezlerdi. Binlerce çeşit meyvesi ile cennetin hayali bile hoşken, bunların Ku’an’ın ilk muhataplarına hitap ettiğini, evrensel bir hitap olmadığını söylemek nasıl bir aklın ürünüdür acaba?

İnsan Suresi 21’de cennetteki ipek giysilerden ve gümüş bileziklerden bahsediliyor. Bizim tarihselci profesörümüz en fazla da diline bunları dolamış. “Erkeler ipeğe ve gümüş bileziğe rağbet etmezler” türünden bir şeyler söylüyor. Sanki cennetteki adetlerle dünyadakiler aynı olmak zorundaymış gibi bir şartlanmışlığın içerisinde. Cennetteki erkeklerin bunları kullanmasına çocuk gibi şaşırıyor. Üstelik dünyada nice erkekler gümüş ve ipek kullanıyorken.

Bir de diyor ki “Bir erkek olarak altın bilezik tak, ipek elbise giy sokağa çık. Bak bakalım algı nasıl olacak?” Bu sözleri ile dünyadaki algıya göre cennet tasvirlerini anlamaya çalıştığı anlaşılıyor. Orada farklı bir algı dünyası olabileceğini anlamak istemiyor.

Diğer taraftan cennet ehlinden bahsederken Kur’an, bir toplumdan bahsettiği için “hüm” yani erkek sigasını kullanıyor. Bu bütün erkekler orada ipek giyer veya gümüş bilezik takar anlamına gelmez. Cennet eshabının içinde ipek giyinenlerin ve gümüş bilezik kullananların olduğu anlamına geliyor. Profesörümüz bunu da nedense dikkate almıyor.

Nisa 57’de cennetteki gölgeliklerden bahsediliyor. Herhalde profesörümüz bu ayeti bulunca çok seviniyor; çünkü gölgenin sadece çöllerde yaşayan Araplar için makbul bir şey olduğunu zannediyor. Güneşin olduğu her memlekette gölgelikler, çardaklar kıymetli şeylerdir. İnsanlar için de evrensel olarak caziptir. Bunu kavrayamıyor.

Rahman 72’de cennette birtakım çadırlar olduğu ifade ediliyor. Tarihselcilerin yanılma sebebi çadırların sadece orta çağ Araplarına hitap ettiğini ve onlara cazip geldiğini zannetmeleridir. Orta çağ Arapları için çadırın önemli olması, diğer çağlarda ve toplumlarda çadırın önemini kaybettiği anlamına gelmez.

İnsanlar için evrensel olarak bir sığınak ve oturma yeri olarak çadır her zaman ve her çağda benimsenmiştir. Bugün Ege’ye gidin, Akdeniz’e gidin, sahil yakınlarında, ormanlarda çok sayıda çadır kampına rastlarsınız. Yörükler için çadırlar hala hayat demektir. Yine birçok Orta Asya ülkesinde iklim şartlarından dolayı yazın serin tutan kışın üşütmeyen çadırlar kullanılmaktadır. O halde cennetteki çadır ifadesinin sadece Kur’an’ın ilk muhataplarına hitap ettiğini söylemek ne kadar isabetlidir? Belki de rahat evinde değil de, Kızılay’ın kurduğu on binlerce çadırdan birinde yaşamış olsaydı çadırın hayat demek olduğunu daha iyi anlayacaktı sayın profesörümüz. Örnekleri uzatmak mümkün ama bu kadarı ile kifayet edelim.

Kur’an’daki sure tertibi sahabe icraatıdır diyen Prof. Dr. Murat Sülün’e cevap yazımızı okumak için lütfen buyurunuz. 

Aydın Başar / DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Taşkın Koçak/ Sabır Güzel Şeydir İnan!

On yıl kadar önceydi. Bir şubat ayında yağmurlu bir günde Azerbaycan’dan gelen bir müşterimi Kadıköy rıhtımından …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir