Ana Sayfa / İyi Haberler / İstikamet Yazıları / Kur’an’da Münafık Karakterinin Özellikleri

Kur’an’da Münafık Karakterinin Özellikleri

Mekke Dönemi’nde olmadığı hâlde, Medine Dönemi’nde özellikle cihadın mukatele boyutunun farz kılınmasıyla ortaya çıkan bu sapık grubun çıkış nedenlerini Kur’an-ı Kerim merkezli olarak şu başlıklar hâlinde ortaya koyabiliriz:

1. Menfaatperestlik

Medine’de mü’minlerin sayıca az olduğunu gören Abdullah bin Übeyy ve arkadaşları şartların aleyhlerine dönmesinden endişe etmişler ve her iki tarafı da idare etme yoluna gitmişlerdir. Ortamı gözetleyen münafıklar, kim galip gelecek olursa onların yanlarında yer olacaklarına karar vermişlerdir. Amaç güçten ve iktidardan pay almaktır. Bunun için de güya, Allah Resulü’nün risaletini tasdik etmişler ama bunu gönülden yapmamışlardır. Bu gönülsüzlükleri münasebetiyle Peygamber’in en azılı düşmanları olmuşlardır. Herhangi bir yaptırıma uğrama endişesiyle İslâm’ın getirdiklerini tasdik eder gibi gözükmüşlerdir.1

Mü’minlerin zaman içerisinde bir felakete düşmeyeceklerinden emin olamadıkları için2 menfaatperest bir davranış şeklini seçip münafık olmuşlardır. Kur’an-ı Kerim onların bu hastalıklı ruh hâllerini şöyle anlatmıştır: “Kalplerinde hastalık olanların (kendi kendilerine) ‘şansımızın kötü gitmesinden korkuyoruz’ diyerek onların (kâfirlerin) işine yarayan bir tavır sergilemekte yarıştıklarını görebilirsin…”3

2. Cihat Korkusu ve Buna Bağlı Olarak Ölüm Endişesi

Cihadın mukatele boyutu ile ilgili emirler gelince, Medine’de mü’minler ile münafıklar birbirinden ayrıştı. Bu emirler gelmezden önce münafıklarla gerçek mü’minler arasında görünüşte hiçbir fark gözükmüyordu. Mü’minlerle namaz kılıyorlar ve oruç tutuyorlardı. İsteksiz de olsa İslâm’ı kabul ediyor görünüyorlardı. Hatta Resulullah’a saygı gösterisinde bulunuyorlardı.

Medine’de Müslümanlar gelişmeye başlayıp kâfirler bundan rahatsız olunca Müslümanlara karşı şiddet göstermeye başladılar. Onların bu saldırılarına karşı Yüce Allah savaşa izin veren ayetlerini gönderdi. İlgili ayetlerin hükmünce İslâm uğruna canları ve malları feda etme vakti gelince münafıklar açığa çıkmaya başladılar. Göstermelik imanları üzerindeki perdeler açıldı.4 Bu durum Nisa Suresi’nde şöyle dile getirilmiştir: “Kendilerine ‘(Artık savaştan) çekin ellerinizi! Namazı istikametle kılın, zekâtı içten gelerek verin’ denilenlerin haline baksana bir! Ama onlara (Allah yolunda) savaşmaları emredildiği zaman, içlerinden bir gurup Allah’tan korkarcasına, hatta daha da büyük bir korkuyla insanlardan korkmaya başladılar ve şöyle dediler: ‘Rabbimiz! Niçin bize savaşı emrettin? Bize biraz daha süre tanıyamaz mıydın!’ De ki: ‘Dünyevi tatmin geçici bir hazdır, ahiret ise takva sahibi bir kimse için en hayırlı olandır; sonuçta zerre kadar haksızlığa uğramayacaksınız.”5

Münafıklara en ağır gelen ayetler cihat ayetleridir.6 Burada cihaddan kasıt, cihadın mukatele boyutudur. Bu ayetler onların kalplerindeki hastalığı ortaya çıkarmış ve Müslümanlardan imani noktada ayrılmalarına neden olmuştur.

Batıda bazı mühtedilerin Müslümanların şiddet yanlısı (!) olmalarından ve cihadın ön plâna çıkarılmasından dolayı yeniden eski dinlerine döndükleri ülkemiz medyasında işlenmektedir. Bu şiddetin referanslarını da Selefi ve Eşari yorumdan aldığı özellikle belirtilmektedir. Belli ki bunlar Maturidî’nin Te’vilat’ını okumayan cahillerdir. Özet bu. Aslında mühtedi iken irtidat eden kimseler samimi bir Müslüman olabilselerdi batı tarihi ile katliamlar arasında ilgi kurabilirlerdi. Bu adamlar İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya, İspanya, Portekiz, Rusya ve Amerike’nın işledikleri cinayetleri bilmeyecek kadar cahil değildirler. Bunlar Müslümanları dinlerinden döndürmek için gündüzün evvelinde iman edip sonunda küfre yeniden geçen münafıklara benzemektedirler.

Ne yapalım! İmanın kalplerinde karar kılmadığı için cihad ve mukateleye izin verilen ayetleri Kur’an’dan mı çıkaralım? Hadis kitaplarının cihad babını mı yırtalım? Fıkıh kitaplarının ilgili siyer bölümlerini imha mı edelim? Peygamber hiç savaş yapmadı veya tamamı müdafa savaşıydı diye yalan mı söyleyelim? Bedir’i, Ahzap savaşını, Mekken’nin fethini, Mute’yi yok mu sayalım?

Ayaklarımızın bastıkları yerler işgal edilirken buyurun siz yerleşin mi diyelim? Namusumuz kirletilirken işiniz rast gelsin muamelesi mi yapalım? Çanakkale savaşı hata idi mi diyelim? İslâm bir bütündür. Eşari ve Selefi yorum coğrafyamızda hâkim iken de insanlar ihtida ediyor ama tekrar da küfre rücu etmiyorlardı. Acaba bu irtidat eden mühtediler gavurların müsaade ettiği kadar Müslüman olan zavallılar olmasınlar.

Kur’an-ı Kerim ve sünnet asli kaynaklardır. İçinde iman da vardır, ahlak da; ibadette vardır muamelat da; namaz da vardır cihad da; nefsi müdafa da vardır taarruz da; itaat de vardır zalime isyan da vardır. Tüm sorunların çözümünü birebir veya tümel kaidelerle nihayete ulaştıracak çareler İslâm’da vardır.

“Camileri kapatıp imamlarımızı yok etsek” bile o dönek adamlar dinden dönerlerdi. Çünkü iman kalplerine karar kılmamıştır. Bu abuk subuk tezlerle müslümanları dinin hükümlerinden tavize zorlayanlar, bilmeden dinin tahrif edilmesine de zemin hazırlamaktalar veya kendi yorumlarının mutlaklığını dayatarak görüşlerini dinleştirmektedirler. Şunu da hatırlatalım; eski dinlerine irtidat eden bu zevat umarız ki batılıların akıttığı kanların ve söndürdükleri ocakların hesabını ilgili ülkelerden sorarlar.

3. Cehalet

Allah’ıcelle celalüh hakkıyla bilip takdir edememe ve risalet davasını anlayamama. Eğer münafıklar, Allah Teâlâ’yı Kur’an’dan ve Resulullah sallellahü aleyhi vesellem’den gereği gibi öğrenebilselerdi kalplerindeki bu hastalığı tedavi edebilirlerdi. Fakat cehaletleri ve cehaletteki ısrarları onları ikiyüzlü bir hayatı tercihe itmiştir. Kalplerinde karar kılmayan İslâm, onların kurtuluşuna vesile olmamıştır.

Münafıklar cehaletlerini yenebilmek için hiçbir şey yapmamışlardır. Görüntüde var olan bir iman, ilim ve salih amellerle beslenmeyince sahibini nifaktan kurtaramamıştır. Marifetullah konusunda derinleşmek, tasdikdeki yakin, ibadetlerdeki ihsan bilinci, muamelelerdeki nezaket, ahlaktaki terakki ve bitmeyen cihad arzusu nifak başta olmak üzere tüm gönül hastalıklarının çaresidir.

4. Riyaset Davası

Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’in hicreti öncesinde Medine’deki Hazrec ve Evs Kabilesi bir araya gelerek Abdullah bin Übeyy’in devlet başkanı olması hususunda anlaşmışlardı. Hatta bu zatın tacının ve tahtının siparişi bile verilmişti. Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem, Medine’ye teşrif edince onun riyaseti suya düşmüş ve bunun üzerine İbni Übeyy, Resulullah’a  bitmeyen bir düşmanlık sergilemiştir. Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’e bir an bile sempati duymamıştır. Etrafındakileri de aynı düşmanlığa sevk etmiştir. Uhud savaşının en netameli anında Müslümanları yalnız bırakarak onları ateşe atmak istemişlerdir.

Her zaman Müslümanların Medine’den gitmelerini ve Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’i terk etmelerini gözlemişlerdir. Amaç, İbni Übeyy’i devlet başkanlığı makamına çıkarmaktır. Emelleri gerçekleşmedikçe düşmanlık ve kinleri de daha artmıştır. Kur’an-ı Kerim’de onların bu hırslı durumu şöyle hikâye edilmiştir:  “Onlar (münafıklar), ‘Allah’ın elçisinin yanında bulunanlar için (hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler)’ diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar bunları anlamazlar…”7

5. Çekememezlik

Riyaset davasında bulunan ve kavmi tarafından çok sevilen Abdullah bin Übeyy, tüm Evs ve Hazreçli mü’minlerin sevgisi Resulullah sallellahü aleyhi ve sellem’e kanalize olunca bundan dolayı büyük bir rahatsızlık duymuştur. Bu rahatsızlığın oluşturduğu haset ve çekememezlikle Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’e düşman olmuş ve kendisi gibi kimselerle ayrı bir cemaat oluşturmuştur. Hatta Hazrec kabilesinin bazı önde gelen liderlerinin Peygamber Efendimize gösterdikleri saygı ve muhabbet Abdıllah bin Übeyy’e dert olmuştur. El altından tüm kabilesini isyana ve Resulullah’ı Medine’den kovmaya teşvik etmiş fakat bu çirkin davranışlarının olumlu karşılığını kimseden görememiştir.

6. Dinin İnfak Talebi

Kur’an-ı Kerim’de infak ve türleri sıkça dile getirilir ve mü’minler Allah yolunda cömert olmaya çağırılırlar. İnfakın kurumsal hâle getirilmesi ve doğru çalıştırılması en büyük toplumsal hastalıklardan olan fakirliğin de çözümüdür. Fakirliğe çözüm bulmak Mekkî surelerin imandan sonraki ikinci önemli konusudur. Bu konudaki ayetlerin bireysel anlamda bile doğru anlaşılması ciddi bir bölüşme ve paylaşma kültürü geliştirir.

Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’de “En çok sevdiklerini Allah için vermeye”8 davet edilirler. İslâm’ın infak talebi münafıklara her zaman ağır gelmiş ve dine karşı cimriliği tercih etmişlerdir. Şöyle de denilebilir; İslâm’ın canda ve malda fedakârlık talebi münafık bir zümrenin tarih sahnesine çıkmasına neden olmuştur. Münafıklar malda tanrılık iddiasında bulunan ve paylaşmayı reddeden cimri kimselerdir. Mala karşı aşırı hırsları vardır. Kur’an onların bu hırslı hâllerini ve cimri davranışlarını şöyle haber vermektedir: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerinin velileridirler. Onlar birbirlerine kötülüğü emreder ve iyi davranışları yasaklarlar. Cimrilik ederler. Üstelik onlar Allah’ı da (hayatlarından çıkarıp) unutmuşlardır. Allah da onlara rakmeti ve lütfuyla muamele etmeyecektir. Zaten münafıklar yoldan çıkmış kimselerdir.”9

7. Şahsiyetsizlik ve Siliklik

Kişiliği oturmayan insanlar kararsız olurlar ve konjektöre göre vaziyet alırlar. Bu sahsiyeti silik insanların dinlerini gündelik çıkarları belirler. Bundan dolayı nifak ahlakı taşıyan kimseler günün ve devrin adamıdırlar. Hayattan beklentileri dini bir şuur üzerine bina edilmemiştir. İman alanından sonra siyasal hidayetleri en kör insanlar münafıklardır.

Müslümanların kuvveti ve maddi gücü ellerinde bulundurmalarının keyfiyeti, münafıkların çoğalmasında veya azalmasında etkili olmuştur. Bu tip şahsiyetsiz insanların Medine’de çokluğu Abdullah bin Übeyy gibi bir kişinin etrafında toplânmaya zemin hazırlamıştır. Münafıklar, Müslümanlarla kâfirler arasında mekik dokumak suretiyle silikliğin en ilginç örneklerini vermişlerdir. Kur’an, bu şahsiyet yoksunu insanları şu önemli benzetmeyle dile getirmiştir: “Münafıklar, mü’minlerle kâfirler arasında bocalayıp dururlar. Ne mü’minlere ne de kâfirlere bağlanırlar. Allah, kimi saptırırsa ona asla çıkar yol bulamazsın.”10 Münafıkları bu kadar güzel betimlemek mümkün değildir. Doğru olan, onların niteliklerini öğrenip nifak ahlakından ve münafıklardan uzak durmaktır.

8. Dinin, Hayatın Tüm Alanlarına Hitap Etmesi ve Kendisine İnananlardan Kuşatıcı Bir İman Talebi

Münafıklar sıradan bir hayatı tercih eden kimselerdir. Hayatlarını tutkuları ve hevaları üzerine bina ederler. Hayatın tüm boyutlarını vahye teslim etmeyi istemezler. Hele de dinin toplumsal ve siyasal alana kurallar koyması onların işine gelmez. Samimiyet olmadığı için münafıklarda imanın derinlik boyutu hiç yoktur. Onlara göre din, bireysel bir inanç sistemidir; sosyal alana müdahale etmemelidir. Bu ve benzeri nedenlerle Kur’an-ı Kerim’e ve Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’e yeri geldiğinde düşmanlıklarını göstermişlerdir. Abdullah bin Übeyy, Peygamberimizden dini evinde yaşamasını ve toplumsal hayata yansıtmamasını istemiştir. Bu şekildeki münafık talebi her zaman olmuştur ve dinin hayata müdahalesi oldukça da münafıkların din karşıtı talepleri bitmeyecektir.

Yukarıdaki saymış olduğumuz veya sayamadığımız daha başka sebeplerle varlık sahnesine çıkan bu insanlara karşı Yüce Allah celle celalüh bizleri uyarmıştır. Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’e de benzeri uyarılarını hadisleriyle yapmıştır.

Kur’an-ı Kerim’e göre münafıkların özellikleri şunlardır:

1. Dilleriyle iman edip kalpleriyle inkârı tercih ederler.11
2. Fesatçıdırlar; fakat fesatçılığı kabul etmezler.12
3. Mü’minlere karşı alaycı bir tavır sergilerler.13
4. Cihadın, eceli öne alacağına inanırlar.14
5. Cihada engel olurlar ve kendileri de isteksiz davranırlar.15
6. Cimridirler.
7. Kâfirlerin hükümleriyle muhakeme olmayı severler.16
8. Kâfirleri veli edinirler.
9. İzzeti kâfirlerin yanında ararlar.17
10. Menfaatlerini her şeyin önünde tutarlar.18
11. Namaza karşı çok üşengeçtirler.19 Yatsı ve sabah namazları ise onlara en ağır gelen namazlardır.20
12. Allah celle celalüh’ü çok az anarlar, hatırlarına bile getirmezler.21 Resulullah sallellahü aleyhi ve sellem mü’minleri Allah’ı çok zikretmeye çağırmış ve şöyle buyurmuştur: “Allah’ı çokça zikreden nifaktan beri olur.”22
13. Kişiliksiz ve kararsızdırlar.23
14. Korkaktırlar.24
15. Mü’minlerin başına gelen musibetlere sevinirler.25
16. Hz. Peygamber’i (sav) üzmekten zevk alırlar.26
17. Kötülüğü emredip iyiliğe engel olurlar.27
18. Müslümanların arasına fitne sokup onları birbirine düşürmek isterler.28
19. Hz. Peygamber (sav) dahil insanların namusuna iftira edebilirler.29
20. Yahudi dostudurlar.30
21. Yalan yere yemin etmeyi alışkanlık hâline getirirler.31
22. Mü’minlere karşı süslü laflar etmeyi severler.32
23. Dua, tevbe ve istiğfara karşı kibirlidirler.
24. Din ve dini değerlerle alay ederler; din aleyhinde konuşmaktan zevk alırlar.

Yukarıda sayılan kötü sıfatlarla donanan; kalpleri hastalıklı, gönülleri inkârla dolu, yalanı şiar hâline getiren ve kâfir tasallutunu her şeyin üzerinde tutan nifak ehli, tarihin her döneminde olmuş ama en yoğun çalışmalarını Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’e karşı vermişlerdir. Tüm bu kötü durumlarına rağmen Resulullah onlara karşı her zaman siyaseten güzel davranmıştır. Onları İslâm toplumunun samimi bir üyesi yapmak için çok çalışmış, Abdullah bin Übeyy dahil olmak üzere onları zaman zaman ziyaret etmiştir. Hatta oğlunun talebi üzerine kefenlenmesi için gömleğini bile vermiştir. İçindeki kâfir olduktan sonra gömlek ne yapsın! Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem, bu yakınlığının neticesinde birçoğunu kazanmıştır. Fakat nifakta direnenler için ise Müslümanların toplu tavır koymasını isteyenen Kur’an-ı Kerim, “Onlara istiğfar etmemeyi (rahmet ve bağışlanma duası yapmamayı)”33 beyan buyurmuştur.

Bu meyanda hiçbir kâfir için bağışlanmış anlamına gelen “merhum” ifadesi kullanılmamalıdır. Allah Teâlâ, hiçbir münafığın cenaze namazını kılmamasını Hz. peygamber’e ve şahsında tüm Müslümanlara şu ayetle emretmiştir: “Onlardan / münafıklardan ölen bir kimsenin asla namazını kılma; mezarı başında da durma sakın. Çünkü onlar Allahı ve Onun Elçisini inkâra yeltendiler ve bu günah içinde öldüler.”34 emrini vermiştir.

Bu ayetten sonra Resulullah, hiçbir münafığın cenaze namazını kılmamıştır. Sahabe de Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’in yolunda giderek münafıklara karşı teyakkuz hâlinde yaşamışlardır. Mü’minler, bugün sadece bu ilahi emri yerine getirseler, münafıklara tavır koyabilseler çoğu hizaya gelecektir. Gelmeseler bile toplumda bir saflaşma olacak ve gerçek mü’minlerle münafıklar birbirlerinden ayrılacaklardır. Bu nedenle cenaze namazları günümüzde daha da önemlidir.

Dr. Mehmet Sürmeli/ DinKulturuAtolyesi.com

DİPNOTLAR

1 İbni Kesîr, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, IV / 368.

2 Zemahşerî, Keşşaf, I / 629.

3 Maide 5 / 52.

4 Mevdûdî, Tefhimu’l Kur’an, V /360-1.

5 Nisa 4 / 77; ayrıca bak: Muhammed 47 / 20; Tevbe 9 / 86.

6 Zemahşerî, Keşşaf, IV / 316.

7 Münafikûn 63 / 7.

8 Al-i İmran 3 / 92.

9 Tevbe 9 / 67.

10 Nisa 4 / 143.

11 Bak: Bakara 2 / 8.

12 Bak: Bakara 2 / 11.

13 Bak: Bakara 2 / 14; Tevbe 9 / 65.

14 Bak: Al-i İmran 3 / 156, 168.

15 Bak: Al-i İmran 3 / 167-8.

16 Bak: Nisa 4 / 60, 65.

17 Bak: Nisa 4 / 139.

18 Bak: Nisa 4 / 14.

19 Bak: Nisa 4 / 142; Tevbe 9 / 54.

20 Müslim, es’Sahih, 5, h. no: 252, I / 451-2.

21 Bak: Nisa 4 / 142.

22 Suyûtî, Camiu’s-Sagir, II / 518.

23 Bak: Nisa 4 / 143.

24 Bak: Enfal 8 / 49; Tevbe 9 / 49, 56.

25 Bak: Tevbe 9 / 50.

26 Bak: Tevbe 9 / 61.

27 Bak: Tevbe 9 / 67.

28 Bak: Tevbe 9 / 107.

29 Bak: Nur 23 / 11-13.

30 Bak: Haşr 59 / 11.

31 Bak: Münafikûn 63 / 1-2.

32 Bak: Münafikûn 63 / 4.

33 Bak: Tevbe 9 / 80.

34 Bak: Tevbe 9 / 84.

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Sünnete Uygun Gusül Abdesti Nasıl Alınır?

Buluğ çağına gelmiş her Müslümanın gusül abdesti almayı öğrenmesi; farz, sünnet ve edeplerine riayet ederek gusül abdestini alması icap …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir