Ana Sayfa / Örnek Şahsiyetler / İslam Alimleri / Sultanlara Eğilmeyen Alim Sûyûti

Sultanlara Eğilmeyen Alim Sûyûti

Suyûtî, Şam ve Hicaz’a kadar nüfuz sahibi olan siyasal olarak son demlerini yaşayan ve Memluk saltanatının merkezi olan Mısır’da yaşamıştır. Bu devlet, Yavuz Sultan Selim’in 922-23/1516-17 tarihinde Mısır’a girmesiyle son bulmuştur.

Suyûtî, Memlûk sultanlarından on üç tanesi ile aynı dönemde yaşamıştır. Onun yaşadığı Burcî Memlukler dönemi, Mısır siyasal yönetim tarihinin en karanlık dönemi olarak kabul edilmektedir.

Kahire’de doğdu

Suyûtî, hicri 849/1445 senesi Recep ayının başında Pazartesi gecesi akşam namazından sonra Kahire’de dünyaya gelmiştir. Babası tarafından Abdurrahman ismi ve Celâleddîn lakabı verilen Suyûtî’ye, hocası İzzuddîn Ahmed b. İbrahim tarafından Ebu’l-Fadl künyesi verilmiştir

Suyûtî, küçük yaşlarda büyük velilerden biri olan Şeyh Muhammed el Meczub’a götürülmüştür. Yine Küçük yaşlarda babası Kemâluddîn’in, onu İbn Hacer El-Askalânî’nin (ö.852/1449) meclisine götürdüğü ifade edilmektedir.

Beş yıl yedi aylıkken babası vefat eden Suyûtî, yetim olarak büyümüş ve sekiz yaşını bitirmeden Kur’ân’ı ezberlemiştir. Umde’yi, fıkıh ile ilgili Nevevî’nin (ö.676/1277) Minhac’ını, İbnu’l-Malik’in Elfiye’sini ve pek çok farklı ilim dalına ait metinleri ezberlemiştir.

Hicri 864 yılı başlarında ilimle iştigal etmeye başlayan Suyûtî, Fıkıh ve Gramer ilmini kendi ifadesiyle bir grup meşayihten almış, Faraiz ilmini zamanın Faraiz âlimi Şihâbuddîn eş-Şaremsâhî’den almış, onun Mecmua yaptığı şerhi ondan okumuş ve Arapça ders vermeye dair icazeti 866 yılında almıştır.

On bir yıl süren ilim tahsilinin ardından 865 yılında ilk eserleri olan “Şerhu’l-İstiazeti ve’lBesmeleti’ ve “Şerhu’l-Hayaleti ve’l-Havkaleti” kaleme alanSuyûtî, eserlerini hocası Alemuddin el-Bulkinî‘ye (868/1464) arz edince hocası tarafından bu eserlere takriz yazılmıştır.

İki yüz hoca

Suyûtî okuduğu hocaların sayıları iki yüze yaklaşmaktadır. Bu hocalardan kimisinin bayan olması dikkati çekmektedir.

İlk dersini 9 Zilkade 867 (26 Temmuz 1463) tarihinde (henüz on yedi yaşındayken) Şeyhu Camii’nde vermiş ve Hocası Alemuddin El-Bulkinî’nin yardımıyla Şeyhu Camii’nde fıkıh dersi vermeye başlamıştır.

869/1465 yılı Rebiyülevvel ayında Hac yolculuğunda bulunan Suyûtî, bu yolculukta eserler telif etmiştir.

871/1467 yılı başlarında yirmi iki yaşında fetva vermeye, 872/1468 yılında ise yirmi üç yaşlarında İbn Hacer’in ölümüyle birlikte yirmi yıl kesintiye uğrayan hadis imlasına Tolun Camii’nde başlamıştır.

Üç yüz eser

Kuşkusuz Suyûtî, önde gelen çok yönlü âlimlerdendir. Akranlarını aşmış, her ilim dalında tasnif ettiği eserleri kabul görmüş ve daha hayattayken eserleri Doğu ve Batı da şöhrete kavuşmuştur. Kur’ân, i´câz, tefsir, tarih, hadis, fıkıh, Arap dili ve Edebiyatı gibi alanlarda ansiklopedik eserler yazmıştır. Husnu’l-Muhâdara adlı eserinde vazgeçtikleri ve imha ettikleri hariç, o anda eser sayısının üç yüze ulaştığını ifade etmektedir.

Her şeyden önce Suyûtî’nin çokça eser vermesi Cenab-ı Allah’ın inayet ve ikramının bir sonucu olmalıdır. On yedi yaşında erken sayılabilecek bir yaşta te’life başlamış olması da çokça eser vermesine sebep olmuştur. Suyûtî’nin yaşadığı çağda İslamî ilimler zirvesine ulaşmış, onuncu asırdan sonra da bu ilimler gerilemeye başlamıştır.

İlimlerin olgunlaşması müelliflere zengin bir materyal ve bu materyalden dilediğini seçme fırsatı sunmuştur. Suyûtî’nin de bu zengin materyalden fazlasıyla istifade ettiği anlaşılmaktadır. Hatta bu nedenle Sehâvî, onu nakilci, derleyici ve toplayıcı olarak itham emiştir. Fakat Suyûtî, eserlerinde çoğunlukla bu nakillerin kaynağını vermektedir.

Suyûtî, hicri 10. asırda eserleri cem’ ve ihtisar etme, bunlara şerh, haşiye ve zeyl yazma gibi ilmî geleneğe uyarak eserlere şerhler yapmış ve bu te’lif geleneğini devam ettirmiştir.

Suyûtî’nin geniş rivâyet ve dirâyet gücüne sahip olması şeri’, lugâvî ilimleri iyice özümsemesi, geniş bir hadis bilgisine ve literatürüne sahip olması pek çok farklı ilim dallarında eser vermesine neden olmuştur.

Yedi İlim

Suyûtî, kendi ifadesiyle yedi ilimde; Tefsir, Hadis, Fıkıh, Nahiv, Beyân ve Bedi‘ ilimlerinde, Arap olmayanların ve filozofların metoduyla değil, Arapların ve edebiyatçıların metoduyla derinleşmiştir. Bu yedi ilimde ulaştığı noktaya, bırakın diğer âlimleri, hocalarının dahi ulaşamadığına inanan Suyûtî, fıkıh alanında şeyhinin kendisinden daha geniş bir bakışa sahip olduğu kanaatindedir.

Bu yedi ilim dışında fıkıh usulü, cedel ve tasrifi, bunların dışında inşa, teressul ve faraizi, ayrıca hiç kimseden almadığı kıraati ve tıbbı bildiğini ifade eden Suyûtî, Matematiğin dağı yüklenmek gibi kendisine ağır geldiğini ifade etmektedir.

İctihat için gerekli olan araçlara Allah’a hamd ederek sahip olduğunu söyleyen Suyûtî, bunu kibirle değil, Allah’ın nimetini anmak için söylediğini ifade etmektedir. Mantık ilmi ile ilgili başlangıç bilgilerine dair bir şeyler okuduğunu, ondan hoşlanmadığını ve Allah’ın ona bedel ilimlerin en şereflisi olan hadis ilmini kendisine verdiğini ifade etmektedir.

Suyûtî’nin bütün hayatı neredeyse ilim talebi, tedris ve iftâ ile geçmiştir. Kendi zamanında hadis ricali, senet, metin, hadisten hüküm istinbat etme konusunda hadis ilimlerini en iyi bilen âlimdir.

İki yüz bin hadis

İki yüz bin hadis ezberleyen, “bulabilseydim daha fazlasını ezberlerdim” diyen Suyûtî, daha öncede işâret edildiği gibi İbn Hacer‘in (ö.852/1449) vefatıyla yirmi yıl kadar kesintiye uğradığını söylediği hadis imla meclislerini Tolon Camii’nde (872/1467) yeniden başlatmış fakat veba salgını yüzünden bu derslere ara vermek zorunda kalmıştır.

Suyûtî’nin çağdaşlarıyla girdiği münakaşaları meşhurdur. Bu tartışmalar, öğrencilik döneminden başlayıp inzivaya çekildiği döneme kadar devam etmiştir. Genellikle bir eleştiriye cevap vermek, bir görüş veya fetvayı reddetmek veya verdiği fetvalara karşı çıkılması nedeniyle bunlara cevap vermek için bu tartışmalara girmiştir. Çok az konu hariç Şâfiî mezhebinin görüşü dışına çıkmadığını ifade etmektedir.

Tasavvuftan etkilenmiştir

891/1486 yılında dönemin en büyük hankahı olan Baybarsiye Hankahı şeyhliğine getirilmiş, 1486-1500 yılları arasında devam eden bu görevinin son yılları devlet idarecileriyle ilişkileri açısından sıkıntılı geçmiştir.

Özellikle büyük dedesi Humâmuddîn’in etkisiyle tasavvufa meyletmiştir. Başında bulunduğu hankâhın imkânlarının sufîlikle ilgisi bulunmayan kişilerce kötüye kullanılmasını engellemeye çalışmıştır.

Suyûtî, üç yıl daha sürdürdüğü bu görevinden kendisini öldürmek isteyen Tomanbay’ın 906/1501 yılında tahta geçmesi üzerine ayrılmış ve birkaç ay saklanmak zorunda kalmıştır.

Suyûtî, Sultan Kayıtbay’ın huzuruna çıkarken önünde eğilmemesi onun sahip olduğu bütün devlet görevlerinden azledilmesine neden olmuştur. Bundan sonra yaklaşık olarak kırk yaşlarında Ravza adasındaki evine çekilmiş ve bir daha devlet görevi almamış ve kendisine gönderilen hediyeleri de kabul etmemiştir. İbadet etmek üzere insanlarla ilişkisini kesen Suyûtî, te’lifatına devam etmiş, fetva ve tedrisi bırakmıştır.

Vefatı

Yedi gün hastalık çeken Suyûtî, altmış bir yıl on ay on sekiz gün bir ömürden sonra on dokuz Cemaziyülevvel ayı Cuma günü seher vaktinde 911/18 Ekim 1505 yılında vefat etmiştir. Kale altında bulunan Âfarikî Camii’nde cenaze namazı kılınan Suyûtî, Babulkârafe dış tarafı doğu kısmında, Kûvsûn kabristanında babasının yanına defnedilmiştir.

Pek çok insan onun vefatından dolayı derin üzüntü duymuş, hatta yaşarken ona haset ve düşmanlık edenler dahi mezarını ziyaret etmiştir. Sultan Kansuh Gavri; “O, hayatı boyunca benim hiçbir ihsanımı kabul etmedi. Bu yüzden ben de onun malına dokunmayacağım” demiş, onun terekesine el sürmemiştir.

Not: Bu yazı Bingöl Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Naim Döner’in ”CELÂLEDDİN ES-SÜYÛTÎ’NİN “MU’TARAKU’L-AKRÂN FÎ İ’CÂZİL-KUR’ÂN” ADLI ESERİNİN KUR’ÂN’IN İ’CÂZ YÖNLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ” adlı doktara çalışmasının birinci bölümünden kısaltılarak iktibas edilmiştir. Tam metni ve dipnotlar ilgili doktora tezindedir.

”Asil Bir Alim İmam Birgivi” yazısını okumak için lütfen buyurunuz.  

Dr. Naim Döner/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Bahattin Karakoç/ Sebebi Sensin

Dilime sen verdin gül ezgisini, Bir gönül üzdümse sebebi sensin! Seninle aşmışım dur çizgisini, Töreyi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir