Ana Sayfa / Yazarlar / Durak Pusmaz / Gönenli Mehmed Efendi’nin vaaz metodu

Gönenli Mehmed Efendi’nin vaaz metodu

Asıl ismi Mehmet Öğütçü olup 1901’de Gönen’de doğmuş, onun için halk arasında Gönenli Mehmet Efendi diye tanınmıştır. 1920’li yıllarda İstanbul’a gelmiş, 1954- 1982 tarihlerinde Sultan Ahmet Camii’nde İmam- Hatip olarak görev yapmıştır. Çok yönlü bir din âlimi ve hizmet adamı olan Gönenli Mehmet Efendi’nin hiç ihmal etmediği görevlerinden biri de haftanın her gününde İstanbul’un değişik camilerinde halkı özellikle kadınları irşad etmesi idi.

Gönenli Hoca’nın kendine has bir vaaz ve irşat metodu vardı. Genellikle vaaza başlarken cemaatle beraber salat-i tefriciyeyi okur, biraz konuştuktan sonra:

“Hadi Peygamberimize bir selam verelim” der, cemaatle beraber yüksek ve ahenkli bir sesle salat-ü selam getirir, cemaate dua eder, onları ibadet ve taata teşvik edici sözler söyler, yerine göre kısa bir ilahi veya kaside okur, dua ederek vaazını bitirirdi.

Vaaz ve irşat görevinde bulunan hocalar genellikle cemaati cehennemle, Allah’ın azabı ile aşırı derecede korkuturlar, Allah’ın rahmetinden, şefkatinden ya bahsetmezler veya pek az bahsederler. Aslında cemaat de böyle istemektedir.

Müjde ayetleri

1982 yılının Ramazan ayında Almanya Nürünberg’de Eyup Sultan Camii’nde Din Görevlisi idim. Vaazlarımda daha çok bizi yaratan Yüce Rabbimize, insanlara ve diğer yaratıklara karşı görevlerimizin olduğundan, bu görevlerimizi yaptığımızda O’nun muhabbet ve rızasını elde edeceğimizden bahsediyordum. Bir gün cemaatten biri: “Hocam sen hiç cemaati korkut muyorsun, biraz onları korkut, yerin altından bahset” demişti.

Oysa Kuran-ı Kerimde inzar/korkutma, uyarma ayetleri olduğu gibi, tebşîr/müjde ayetleri de vardır. Azap ayetleri yanında rahmet ayetleri de vardır. Allah’ın rahmeti geniştir, azabından daha çoktur. Nitekim Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerimde: “Azabıma gelince, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahme-tim ise her şeyi kuşatmıştır.” buyurmuştur. (A’raf, 156)

Daima teşvik ederdi

Gönenli Mehmet Efendi vaazlarında, sohbetlerinde daha çok tebşir/müjde ayetlerine yer verir, camiye cemaate geldikleri için onları müjdelerdi. Sultanahmet Camii’nde bir cuma hutbesinde cemaate şöyle hitap etmişti:

“Maşallah! Allah razı olsun, Allah kabul etsin, ne güzel yaptınız, işinizi gücünüzü bıraktınız Allah’ın zikrine koştunuz, camiye geldiniz, Cuma’ya geldiniz. Allah’ın huzuruna durdunuz, saf saf olup kıbleye yöneldiniz. Cenab-ı Hak namazınızı Haremi Şerif’de, Mescid-i Nebevi’de kılınan namaz gibi kabul etsin. Âmin, âmin yâ muîn!”

Aynı gün ikindiden sonra bir başka camide bu defa kadınlara hitap ederek şöyle demişti: “Allah sizlerden razı olsun, ibadet ve taatlarınızı kabul eylesin. Cümlemizi şerlilerin şerrinden muhafaza eylesin. Sizler ne güzel kullarsınız, sinemaya gitmediniz, tembel tembel oturup dedikodu da etmediniz, insanları çekiştirmediniz, koştunuz Allah’ın evine geldiniz, camiye geldiniz. Bunu karşılıksız bırakır mı Rabbimiz hiç!? İnşallah buralardan da doğru cennete gideceksiniz.”

Evet Gönenli Hoca: “Bunu karşılıksız bırakır mı Rabbimiz hiç!?” diyor.

Konumuzu Alvarlı Efe Hazretlerinin aşağıdaki dörtlüğü ile noktalayalım:

“Sen Mevlayı seven de Mevla seni sevmez mi?
Rızasına iven de Hak rızasın vermez mi?
Sen Hakk’ın kapısında canlar feda eylesen,
Emrince hizmet etsen Allah ecrin vermez mi?”

Doç. Dr. Durak Pusmaz/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Ziyaüddin Serdar’ın “Cenneti Arayan Adam” Kitabı Üzerine

Ziyaüddin Serdar Pakistan asıllı batıda yaşamış bir akademisyen ve yazar. Düşünür olduğu söylenen, etkili bir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir