Ana Sayfa / Değerler Eğitimi / Anılar Geçidi / Abdurrahman Gürses hocamızdan bir hatıra

Abdurrahman Gürses hocamızdan bir hatıra

Merhum Abdurrahman Gürses hocamızla 1978 yılında Haseki Eğitim Merkezi’nde tanışma şerefine nail olmuştum. Ben İkinci Dönem Müftü ve Vaizler İhtisas Kursuna kursiyer olarak gelmiştim, Gürses hocamız da aynı Eğitim Merkezinde Kıraat Bölümünde Hoca idi.

Ben kursu bitirince orada öğretmen olarak bırakıldım, sonra 1992-1999 senelerinde müdür olarak görev yaptım. Kısaca kursiyer, öğretmen ve müdür olarak hocamızla 22 sene aynı eğitim merkezinde beraber çalışmak nasip oldu.

Kimseye benzemezdi

Gürses hocamız kimseye benzemezdi, nev-i şahsına münhasır biriydi. Kimsenin minneti altında kalmak istemez, kimseden kendisi için bir talebi olmazdı. Burada Hocaefendinin güzide talebelerinden merhum İsmail Biçer Hocaefendiden dinlemiş olduğum şu hadiseyi nakletmek istiyorum:

1948 yılında hacca gitmek serbest bırakılmıştı. Fakat gitmek kolay değildi. Hocaefendi, hacca gitmek için yanıp tutuşur fakat imkân bulamaz. Tam bu sırada Hocaefendi’ye cemaatinden biri: “Hafız’ım, hacca götürsek gider misim?” diye sorar. O da; “evet giderim” der.

Deniz yoluyla giderler. O zamanlar hac yolculuğu aylarca sürmektedir. Hocaefendi’yi hacca götüren zat yol boyunca ve hac esnasında; “Hafızım gel Kur’an oku, hafızım gel, hafızım git, hafızım yat, hafızım kalk” der… Gelene gidene hep, “bu benim hafızım” der. Hocaefendi müthiş sıkılır. Ama bir şey söylemez.

Evini satar

İstanbul’a gelince Halıcılar caddesinde iki katlı evi varmış, hemen emlakçıya gider:

“- Şu evi satar mısın” der. O da:

“- Satarım” deyince:

“- Hemen sat” der.

Ev satılınca parasını alıp doğru kendisini hacca götüren zata gider. O yine; “Gel hafızım, gel” der. Hocaefendi:

“- Sebeb-i ziyaretim şu: Hacca gittiğimiz için bana soruyorlar: Gidiş geliş ve oradaki masraflar dâhil, hac kaç liraya mal oluyor, diye, ben de cevap veremiyorum. Onun için bunu zat-ı âlinizden öğrenmeye geldim” der.

O da o günkü harcanan miktar ne ise söyler. Bunun üzerine Hocaefendi parayı masanın üzerine bırakır ve:

“- Ben ne senin hafızınım ne de başkasının hafızıyım, okuduğum aşr-ı şerifleri de kendi geçmişlerimin ruhuna bağışladım, al paranı!” der, çıkıp gider.

Hocaefendi, işte böyle şahsiyetini korumakta son derece hassas bir yaratılışa sahipti.

Hocamızın ruhunun şâd olması ve meslektaşlarımız içerisinde emsallerinin çoğalması niyazıyla.

Doç. Dr. Durak Pusmaz/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Merhum Olcay Yazıcı’yı Nidayi Sevim’e sorduk

12 Eylül 2010, şiiriyle, duruşuyla edebiyatımızda önemli bir yeri olan Olcay Yazıcı’nın ölüm tarihi. Altıncı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir