Ana Sayfa / Genel / Mehmet Sürmeli Hocamız ve şuur mücadelesi

Mehmet Sürmeli Hocamız ve şuur mücadelesi

Gönül isterdi ki; “Yetişmemizde emeği geçen Mehmet Sürmeli Hocamız” ifadesiyle başlayan bir cümleyi hakkıyla kurabileyim. “Yetişmiş olma” iddiasının içini dolduramayacağım için buna cüret edemedim.

Bu bir tanıtım yazısı olmayacak. Böyle bir yazıyı gerçek manada öğrenci-hoca ilişkisi olanlar ya da beraber uzun vakitler geçiren, birlikte sohbet-konferans için yollara düşenler yazmalı diye düşünüyorum.

Kıymetli hocamızı uzaktan seven, orta okul ve üniversite yıllarında nasip olduğu kadar sohbetine katılan birisi olarak, kendimizi dinlediklerimizin mihengine vurmak niyetim.

Belki bir nevi kimliğimizi nefsimize deşifre etmek, hatırlatmak ya da “vazife/mesuliyet bilincimizi tazelemeye vesile olur” ümidiyle hafızamızı yoklamak denebilir yazacaklarıma.

Salihler anılınca rahmet inermiş malum. Maalesef derli toplu bir yazı olamayacak ama şahitliğimiz belki rahmete vesile olur umudundayım.

Yıllar önce; “İlerde bir kitap yazarsam bunu Sürmeli Hocama ithaf edeceğim inşallah” diyen bir genç olarak bunları yazmak; sevdiğine hissiyatını açmak isteyen bir gencin içinden nasıl kaynayıp geliyorsa mektup yazarken; benzer şekilde hissettiğim için kendimi mazur görüyorum.

Şuurlu bir Müslümanlık

Hocamızı anınca hatırladığım kelimeleri not almıştım: “İlim”,”ilmi olmak”, “infak”, “cihad”, “gayret”, “fıkıhlı ilkeli olmak”, “iffet”, “izzet”, “murakabe”, “şuhud makamı”.

Yıllar önce bir vakfın Sivas şubesinde, girişte asılı olan bir panoda şu ifade yazıyordu: “Tasavvuf, Resulullah sallellahü aleyhi ve sellem’in ashabına verdiği kalbi tezkiye kadar cihad ruhu ve devlet ideali vermiyorsa o uyuşturucu bir afyondur!” İşte bu vakıfta hocamın tefsir sohbetleri de vardı, ”Sünnet, Müslümanın dünya görüşüdür” ilanlarıyla hatırladığım hadis sohbetleri de…

Ayrıca farklı vakıf ve derneklerde sohbetleri olduğunu, mazlumların hakkını savunmak için yapılan çalışmalara cemaat taassubu gütmeden omuz verdiğini de Sivaslılar hatırlar…

Vakit mühimdir

Önce hocamızın zaman konusundaki hassasiyetini gösteren bir hatırayla başlayalım. Bir kardeşimle özel bir görüşme için hocamın görev yaptığı okula gittiğimizde, okulun girişini bulmakta zorlandık ve on dakika kadar geç kaldık. Cep telefonu yoktu o zamanlar ve hocamızı yerinde bulamadık. Hocamız vaktin kıymetli olduğunu bize haliyle öğretmiş oldu.

Daha eskilere gittiğimde ortaokulda katıldığımız sohbetlerden aklımda kalanın; okuldaki derslerde dinimizin hükümlerine muhalefet eden öğretmenlere karşı taviz verilmemesi vurgusu olduğunu hatırlıyorum. Bununla paralel diyebileceğim başka bir tavsiyesi; askere giderken duasını istemek için aradığımda ibadetlerimizi askerlikte aksatmama ile ilgiliydi. Askerlik yapanlar bunun manasını daha iyi anlar.

Üniversitelerde başörtüsü yasağının başladığı dönemlerdeki ilk protesto eyleminden sonra, eylemle ilgili hocamıza ne düşündüğünü sorunca, Müslümanların istişareyle aldıkları karar ve eylemlerini tebrik ettiğini tebessümle ifade ederek bizi yüreklendirmişti. Bunu Mustafa ağabeyim de hatırlayacaktır…

Yine malum yasağın şiddetle uygulamaya konduğu zamanlarda bir ilçe İmam Hatip Lisesinin müdürünün danışmak için kendisini aradığını ve ona zulme ortak olmamak için istifa etmesini tavsiye ettiğini, sonrasında bizlere Tevbe suresinin mücadele ruhunu besleyen ayetlerini bir şuur aşısı olarak aktardığını hatırlıyorum…

Keza Irak işgali sürecinde, idarecilerimizin ve toplumumuzun zulme destek olmaması için uyarı mahiyetinde hazırladığı; zulme rıza göstermemek, zulmedenlere meyletmemek, bilerek zalimin yanında yer almamakla ilgili ayet ve hadis meallerini dinleyenler hatırlayacaktır.

Derdi Ümmetin derdiydi

Hocamızın kitap ve sohbetlerinde tekrar tekrar vurgulayıp zihinlere yerleştirmek istediği bazı konuları dağınık da olsa hatırlatmak isterim.

Güneşin doğuşundan sonraya kalan sabah namazının sünnetini, ümmetin kurtuluşunun on yıl geriye gitmesi gibi düşünecek şekilde bir ibadet hassasiyetine sahip olmamız gerektiğini söylerdi.

Ümmü Seleme radıyellahü anha annemizin, Hz. Hüseyin radıyellahü anh efendimizin şehit edildiğini duyunca, kahrından hasta olup yatağa düştüğü gibi ümmetin derdiyle dertlenmemiz gerektiğini vurgulardı.

Filistin’de istişhad eylemlerinin fıkhi yönden tartışıldığı zamanlarda; “Onlar ceplerinde fetvalarla şehit oluyorlar, orada alimler var!” diyerek izzetli ve onurlu bir duruş sergilemişti.

Bir Allah dostunun; “Bankaların olduğu sokaktan hızlıca geçin!” ifadesini sık sık hatırlatıp, faize ve faiz sistemine karşı teyakkuz halinde olunmadan şuurlu bir Müslümanlığın olamayacağını izah etmişti.

Başka bir mübarek zattan naklederek; gece sabaha kadar namaz kılınsa dahi, iradi olarak “sıfır kol” tabir edilen şekilde namahreme “kötü gözle” bakıldığı takdirde, yapılan ibadetlerin manevi yönden fayda vermeyeceğini söylemişti.

Cihadsız olmaz

“Dünyanın herhangi bir yerinde bir Müslüman zulüm altındaysa diğer Müslümanların onu kurtarmaları farzdır” şeklinde bir mesuliyet anlayışına sahipti.

Bir beldede Allah’ın dinine muhalif bir zihniyet hakimken cihad-gayret etmeden nefes almak dahi vebaldir duygusu ile sürekli okuyor, yazıyor ve anlatıyordu.

“Çocuklarımıza sahip çıkalım,hiçbirimiz Allah katında Hz. Nuh aleyhis selam ve Hz. Lut aleyhis selam’dan daha kıymetli değiliz. Sonra maazallah kafir babası, kafir eşi olmamak için uyanık olmalıyız!” şeklindeki feryadını, hocamızı Sivas konferansında dinleyenler mutlaka hatırlayacaktır.

Yine bir mühtedinin tespitiyle, batılı meşhur birisi Müslüman olduğunda İslam ülkelerinde insanların sevince garkolduğunu ama maalesef İslam dünyasında kitleler halinde irtidatlar olabileceğini ve bunun farkına varılmadığını hocamız yıllar öncesinden hatırlatmıştı. Kaldı ki bugün bu tespitin ne kadar doğru olduğunu, misyoner faaliyetlere bakarak görebiliyoruz.

Garip bir yolcu

“Allah yolunda bir sabah veya akşam yürüyüşü dünya ve içerisindeki her şeyden daha hayırlıdır. Sizin düşmana karşı saf bağlayarak bir anlık duruşunuz (hayattan el çekerek uzlette) kaldığınız altmış yıllık ibadetten daha hayırlıdır” mealindeki hadisleri hocamız yazı ve sohbetlerinde çokça zikrederdi.

Üniversitede okurken Ankara’ya bir gidişimde hocamı ziyaret etmiştim. Hocam bir düğün sohbetine giderken otobüste bana kendi alanımızda ya akademik kariyerle ya da dışarıdan kendimizi yetiştirerek en önde olmamızı, ikinci olarak da bununla birlikte içinde yetişilen camianın insanlarına da tepeden bakmadan hizmet etmeyi, faydalı olmayı nasihat etmişti.

Tasavvufun insana “gemileri yakmayı” ve “dünyada bir yolcu gibi olmayı” öğrettiğini söyleyen hocamız, tasavvufun amacı olarak da Allah yoluna kurban olacak koçyiğitler yetiştirmek olduğunu anlatırdı.

İnançlı insanlara baskıların olduğu dönemde, Sivas Sıcak Çermik’te, üniversite öğrencilerine sünnetin önemiyle ilgili bir seminerin başında; “Burada da bizi dinleyip fişlemeye çalışanlar olabilir ama bizim için önemli olan Kiramen Katibin meleklerinin şahitliğidir!” diye bir cümle sarf etmişti. İnanan insanların fişlendiği o günlerde hocamız irşat ve tebliğ çalışmalarına ara vermemişti.

Nezaketi önemserdi

Kaba ve itici olmamalı, davranış bozukluğu sergilememeli diyerek insani ilişkilerde nezaketi vurgulayan hocamız Efendimiz sallellahü aleyhi ve sellem’in alemlere rahmet oluşuna vurgu yapar ve bizim de evimize, ailemize, çevremize rahmet unsuru olmamızı öğütlerdi.

Salih ve muttaki güzel insanların yüzüne fazla bakmamakla ilgili edep anlayışına şerh düşüp; “Alimin yüzüne bakmak ibadet gibidir” kaidesince aşık ve arif alimlerin nurlu simalarından manen istifade etmeyi teşvik ederdi.

Günümüzde modern ilahiyatçıların toplumun itikadını ifsat edici fikir ve düşüncelerinden yıllar öncesinde bahsederek bizi uyarması Allah’ın müminlere verdiği firasetin göstergesi ve bizim için bir şükür vesilesi olsa gerektir.

Nebevi çizgide bir İslam toplumu oluşturmak ve kutlu medinemizi kurmak gayesiyle dertlenen, vahye azı dişlerimizle sarılmamız gerektiğini bize öğretmeye çalışan, bir duasında “Bizi ancak şehadet temizler” diyerek şehadete layık olmayı hedefleyen kıymetli hocamıza hayırlı uzun ömürler diliyoruz.

Allah’ın lütfuyla ve yardımıyla, sizin vesilenizle tuttuğumuz eli “yed-i beyza” bilerek küfürle hesaplaşacak bir bilince ermeyi ve Allah’a olan sevginin bedelini hayatımızın tüm saniyeleriyle ödemeyi temenni ederek, ellerinizden hürmetle öperiz Hocam.

Bir vakıf insanı Vahdettin Altun yazısını okumak için lütfen buyurunuz.

Gönlü Ümmet Coğrafyası yazısını okumak için lütfen buyurunuz. 

Dr. Murat Göçgün/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Kur’an’daki sure tertibi sahabe icraatı değildir

Prof. Dr. Murat Sülün bir yazısında şöyle diyor: “Surelerin iç bütünlüğü, yani ayet sıralaması, Hz. …

Bir yorum

  1. Rabbim Mehmet Sürmeli hocamızın hayırlı hizmetlerine devam etmesini nasip etsin. Murat kardeşimizden de vefası için Allah razı olsun. Bu da hepimize örnek olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir