Ana Sayfa / İyi Haberler / İstikamet Yazıları / İmanın Sarsılmaz Sütunları

İmanın Sarsılmaz Sütunları

Peygamber Efendimiz sallellahü aleyhi ve sellem, toplumdaki en büyük sapmanın itikadi sapmalar olduğunu görmüştür. Bu nedenle kendisi de, Allah Teâlâ’nın koruması dâhilinde (masumiyet), yaşadığı topluma entegre olmamış/uyum sağlamamıştır. Böyle sapkın bir topluma Allah celle celalüh müdahale ederek yanlış itikadı imha ve sahih olanı hâkim kılma çerçevesinde Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’in risaletiyle beraber ayetlerini göndermiştir. Kur’an’ın çoğunluğunu teşkil eden bu ayetlerle yeni bir nesil ve ümmet meydana getirilmiştir. Hayatı anlamlandırmada Allah’a yer vermeyen bu anlayışa Kur’an, “cahiliye” adını vermiştir. (Bak: Maide5/50)

İnsanlığın, cahiliyenin her türlüsünden kurtulmasının sahih marifetullah ile olacağını mutlak anlamda bilen Yüce Allah, ayetlerini evvela bu çerçevede göndermiştir. Daha sonra da inanç alanındaki diğer yanlışları önce imha sonra tashih etmiştir. Yukarda belirttiğimiz gibi Resulullah sallellahü aleyhi ve sellem toplumun sorunlarını belirlemiş sonra da çalışmalarını başlatmıştır.

Onun çalışma alanının önceliğini itikadi sapmaları önlemek oluşturduğuna göre günümüz davetçileri de işe buradan başlamalıdırlar. Hayatın diğer alanları ıslah edilse bile iman noktasındaki sapmalar kazanılanları Allah celle celalüh katında geçersiz kılar. İmanın olmadığı bir hayat tarzı Yüce Allah’ın katında meşru değildir. İtikadi sapmalara çare olacak olan Kur’an’daki iman alanıyla ilgili ayetleri şu maddeler halinde toparlayabiliriz:

İmanın sütunları

1-Allah Teâlâ’yı isimleri, sıfatları, fiilleri, yaratma ve emretmede eşsizliği ile tanımak; zatında, ulûhiyet ve rububiyetinde hiçbir varlığı veya tüzel kişiliği O’na denk tutmamak esastır. Tevhidin bu şekli kalbe yerleşip şeksiz bir iman kazanılmadan Müslüman olmak mümkün değildir. Her Müslüman’ın bilmesi zorunlu olan bu tevhit alanıyla ilgili ayetler Kur’an’ın dörtte üçünü oluşturur. Bu nedenle her insanın öğrenmesi gereken öncelikli alan, iman alanıdır.

2-İslâm, kendinden önceki bütün din ve şeriatları neshetmiştir. (Bak:Tevbe 9/33; Fetih 49/28;Saf 61/9) Bu münasebetle “Kim İslâm’dan başka bir din arayacak olursa Allah böyle bir dini kesinlikle kabul etmeyecektir. Ayrıca bu kişi ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Al-i İmran 3/85)

Çünkü Allah katında (geçerli) tek din İslâm’dır.” (Al-i İmran 3/19) Allah’ın bütün peygamberlere gönderdiği dinin adı da İslâm’dırO, insanlara Yahudilik ve Hristiyanlık diye bir din göndermemiştir. Hazreti Âdem’den Hazreti Muhammed’e kadar İslâm adının dışında bir isimle din de vazetmemiştir. İnsanlar peygamberlerin getirdiği hak yoldan ayrıldıktan sonra vahye müdahale edip değiştirmişlerdir. Bu değiştirme süreciyle beraber muharref dinlerin aldığı yeni şekil yüz yılları bulan bir zamanda gerçekleşmiştir.  İşte o zaman bu bidat dinler; Yahudilik ve Hristiyanlık ortaya çıkmıştır. 

3- Karar verme bağlamında İslâm bir bütündür. Kesinlikle parçalanma kabul etmez. Yüce Allah, geçmişte dinlerini parçalayıp bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr edenleri şiddetle yermiş ve uyarılar yapmıştır. (Bak:Hicr 15/90-91;Bakara 2/85) Dinin bütünlüğü ile ilgili ayetleri referans alan İslâm ulemasıZaruratıdiniyeden birini inkâr eden dinin tamamını inkâr etmiş sayılır” demişlerdir. İslâm dini koymuş olduğu kurallarla hayatın üç boyutunu da kuşatır. İnsan hayatında hiçbir boşluk bırakmaz. Bu bağlamda bilinmeli ki İslâm hiçbir din ve ideoloji ile sentez kabul etmez.

4- Ahiret âleminde insanları kurtaracak olan Kur’an’ın ifade edip Resulullah’ın beyan ettiği kâmil imandır. Dolayısıyla kâmil imana sahip olmayan hiç kimse kurtulamayacaktır. (Bak:Mü’minun 23/1)

Allah Teâlâ değil kurtulmak kâfirlere terazi bile kurmayacağını şu ayette beyan etmiştir:  Rablerinin ayetlerini ve O’nun huzuruna çıkarılacakları gerçeğini inkâr yolunu seçen kimseler işte böyleleridir. Bunun içindir ki kâfirlerin bütün yapıp ettikleri boşa gitmektedir: Çünkü Kıyamet Günü onlara hiç değer vermeyeceğiz/onlar için terazi bile kurmayacağız.” (Kehf 18/105)

Çünkü Allah celle celalüh: “Cenneti kâfirlere haram kılmıştır. (Maide 5/72) Cennetin haram kılındığı kâfirler arasında tür ayırımı yapılmamıştır. Çünkü bütün kâfirler tek millettir.

5- İman salih amellerle yakin kazanır, kuvvet bulur. Salih amelleri Peygamber Efendimiz’i örnek alarak, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla çokca yapmak insanın imanını güçlendirir ve tehlikelerden korur. Şunu da bilmek gerekir ki hiçbir kâfire yapmış olduğu salih amel yarar sağlamaz. (Bak:İbrahim 14/18) Amelleri ne olursa olsun; Deve iğnenin deliğinden geçmedikçe hiçbir kâfir cennete giremeyecektir. (A’raf 7/40) Salih ameller ancak imanı olan gerçek müminlere yarar sağlayacaktır.

6- Allah Teâlâ’ya zatında, sıfatlarında, fiillerinde, ulûhiyet ve rububiyetinde herhangi bir varlığı veya kurumu denk görmek; yaratmasını ya da emretmesini parçalayıp sınırlandırmak şirktir. Devam eden şirk Allah’ın af kapsamına girmeyen en büyük günahtır. (Bak:Nisa 4/48) İdeolojiler ve İslâm’a karşı din olma iddiasındaki düşünce sistemleri şirkin tezahürleridir.

7- Risalet kurumu birbirine geçmiş halkalar gibi bütünlük arz eder. Allah Teâlâ’nın gönderdiği “Peygamberlere aralarında ayırım yapılmadan iman edilir” (Bakara 2/285) Peygamberlerin “Bir kısmına iman eder bir kısmını inkâr ederiz diye aralarında ayırım yapmak gerçek kâfirliktir.” (Nisa 4/150-151)

8- Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem tüm insanlığa gönderilmiş evrensel bir peygamberdir. Onun risaletine iman edilmeden dünyevi ve uhrevi kurtuluş olamaz. (Bak:A’raf 7/158; Enbiya 21/107; Sebe 34/28) Kur’an’a bütünlük çerçevesinde bakamayan, Arapçanın inceliklerini bilemeyen ve İslâmî ilimlerin usulünü/metodolojisini kavrayamayan cahil ve kötü niyetli kimseler Bakara Suresi 62. ayet ile Maide Suresi 69. ayete yanlış meal vererek, cımbızlayıcı bir yaklaşımla; uhrevi kurtuluş için Allah’a ve ahirete inanıp barışa hizmet (!) kâfidir demişlerdir. Bu hezeyan ve beyan tarzı Kur’an ve Sünnet bütünlüğünden kopuk misyoner güdümlü ve indirgemeci bir yaklaşımdır.

Hz. Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’in risaletine iman etmek tevhidin ikinci rüknüdür. Ona iman edilmeden kesinlikle Müslüman olunamaz. O’nu inkâr etmek, O’nu gönderen Allah’ı inkâr etmektir.

9- Münafıklığın her türlüsünden uzak durmak şarttır. Kur’an’a göre nifak, en büyük günahlardan birisi olduğu gibi İslâmî siyasa içinde en büyük tehlikedir. Bütün bunları göz önünde bulunduran Yüce Allah, Medine Dönemi’nde ortaya çıkan bu kalpleri hastalıklı kimseleri Bakara, Âl-i İmran, Nisâ, Mâide, Tevbe ve Münafikûn surelerinde uzun uzun tanıtmıştır. Özellikle de Tevbe Suresi’nde bütün rezaletlerini ortaya dökmüştür. Bu sureleri müminler dikkatle okuyacak olurlarsa münafıklıktan kendilerini koruyabilirler. Ayrıca münafıklık yapanları tanıyarak velayet makamında onlara yer vermezler.

10- İmanı koruyup kıymetini bilmek çok önemlidir. Bu meyanda, imandan sonra küfre dönmek olan irtidattan kaçınılmalıdırİrtidat, İslam’ı tercih ettikten sonra dinin tamamını, bir kısmını veya tek bir hükmünü inkâr etmekle gerçekleşir. İslâm’a karşı din iddiasındaki ideolojik mekteplerin düşüncelerini kabul edip onların kurtarıcılığına iman etmek de irtidat suçudur. Müslüman olduktan sonra, hak din olma vasfını kaybetmiş olan Yahudilik ve Hristiyanlık gibi muharref dinleri seçip bağlanmak da irtidattır.Yapılması gereken; dinimize kendi bütünlüğü içerisinde iman etmek, imanımızı korumak ve İslâm’la beraber başka bir dünya görüşünün ve hayat tarzının geçerliliğini kabul etmemektir.

11- Yüce Allah Kur’an’da, ideal imanın tahkikî iman olduğuna değişik ayetlerde vurgular yapmıştır. İmanlarını bilerek yaşama basamağına çıkaranları övmüştür. İmanı böyle üstün bir konuma çıkarabilmek için onu bilgi, salih amel, ibadet ve ihsan duygusuyla beslemek çok önemlidir. Tahkik derecesine ulaşmayan bir inanç; zalim siyasanın yönlendirmesi, kötü eğitim, bireysel ve toplumsal ahlakın tefessüh etmesi, çevre bakısı, modernitenin kuşatması ve hevai isteklerin ilahlaşmasıyla her an yok olabilir. Bütün bu yıkıcı ve imanı yok edici alanlara ancak tahkikî iman sahibi müminler karşı durabilirler.

12- İmanın bedeli olan azimet fıkhıyla amel etmek teşvik edilen ideal bir davranıştır. Yüce Allah, imanının bedelini ödeyenleri Kur’an’da övmüştür. (Bak:Bakara 2/214;Al-i İmran 3/142;Tevbe 9/16) İmanlarının bedellerini en üst seviyede ödeyen peygamberler bütün insanlığa tevhidî kararlılıkta model olarak gösterilmiştir. Eğer Müslüman bir kimse imanına yapılan baskı/ikrah-ı mülci nedeniyle azimet fıkhını uygulayamayacaksa, nasıl bir yol takip edeceği ve söylemlerinin nasıl olacağı Kur’an’da açıklanmıştır. (Bak:Nahl 16/106) Bu bağlamda müslümalardan istenen, yakılsalar da, paramparça edilseler de imandan taviz vermemektir.

13- Din tamamlanmıştır. (Bak:Maide 5/3) Hiç kimse dinin özüne bir ekleme ve çıkarma yapamaz. Dine ekleme ve çıkarma yapmak Yahudi ve Hristiyanların içine düştüğü bir sapkınlıktır. Kur’an bu durumu, “Dinde aşırılık ve haddini aşma” (Bak:Nisa 4/171;Maide 5/77) diye nitelendirmektedir.

Kelam ilmi, dine ekleme ve çıkarma yapmayı veya İslâm’ın karşısına uydurma din çıkarmayı “bidat” olarak tanımlamıştır. Bu tanımlamaya göre Yahudilik, Hristiyanlık, kurucusu insan olan dinler ve vahiyden kopuk şekilde hayatı düzenleme iddiasındaki felsefi ekoller ve dine karşı din olma iddiasındaki fikir akımları da birer bidattir.

14- Ahiret gününe iman, meleklerin varlığını kabul etmek, Allah Teâlâ’nın gönderdiği kitaplara, kaza ve kadere inanmakla ilgili yüzlerce ayet vardır. Bütün bu konularda derinleşip bilgi sahibi olmak çok önemli bir vecibedir. İtikadi konulardaki derinleşmeler imanda sebatı ve zorluklar karşısında ruhsatlara fazla meyletmemeyi öğretir. Dinde derinleşmemek kişiyi taklidi iman sahibi yapar ki böyle bir imanın sıhhatini tartışanlar olduğu gibi, yoklukla karşı karşıya olması da ayrı bir risktir.

15- Mutlak anlamda velimiz Allah’tır. Yüce Allah, velayetinin gereği müminlerden kâfirleri, zalimleri, münafıkları, müşrikleri ve fasıkları veli edinmemelerini istemiştir. Velayet konusuyla ilgili Kur’an’da iki yüzden fazla ayet vardır ki bu ayetlerin tamamına yakını siyasal velayet içeriklidir. Velayet konusundaki ayetler küfre karşı bir duruş emrettiği gibi yeni ve uygulanabilir siyasi bir projeyi de emretmektedir. Bu ayetlerin özü; hiçbir kâfirin Müslümanlar üzerinde yöneticilik haklarının olmadığını onlara öğretmektir. Kur’an’ın odak kavramlarından olan velayet tevhitle alakalıdır. Allah’ın velayetini reddeden tevhidî çizgiden de çıkmış olur.

16- İman yeis hâlinde olmamalıdır. Yüce Allah, böyle bir imanın makbul olmadığını Firavun’un korku anında yaptığı imandan hareketle bizlere bildirmiştir. (Bak:Yunus 10/90-91) Ayetlerden öğrendiğimiz kadarıyla imanı, hayata dönme imkânının kalmadığı zamanlara sarkıtmak doğru değildir. Sekerat hâlinde iken gaybın perdeleri aralanıp da insan ahiretteki makamını görünce yaptığı korku temelli bir iman geçerli değildir.

17- İman ile küfür arasındaki ince çizgi büyük günahlardır. Bunlardan kaçınılırsa, Allah Teâlâ dilerse küçük günahları affedebileceğini belirtmiştir. (Bak:Nisa 4/31) Kelam bilginlerinin belirlediği ölçülere göre, İslâm uleması naslardan hareketle birçok büyük günahı tespit etmişlerdir. Bunları tanımak ve günahlara düşmemek için bir güvenlik alanı oluşturmak imanı korumaya vesile olacaktır. Bu konularda çok dikkatli olmakla beraber, Enam Suresi 151-152. ayetlerdeki büyük günahlar hususunda daha da korunmacı davranmak gerekir.

18- İmanda ikrah olmaz. Hiçbir kimseye Müslüman olması için zorlama yapılmaz. Allah Teâlâ; “Dinde zorlama yoktur. Artık doğru ile yanlış/hak ile batıl, birbirinden ayrılmıştır: O halde, şeytani güçlere ve düzenlere (uymayı) reddedenler ve Allah’a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam mesnede tutunmuşlardır. Zira Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir. (Bakara2/256) buyurmuştur.

Ayetin arka planına baktığımızda bu uyarının, İslâm gelmezden önce çocukları Hristiyanlığı seçen Ensar’ın, onlara yaptıkları baskıyı reddetmek amacıyla nazil olduğunu görürüz. Ayet daha ilk baştan din tercihini İslâm’ın dışındaki dinleri seçenlere müslüman olmaları için baskı yapılmayacağını bildirmektedir. Çünkü imanda baskı kalpte nifak doğurabilir. Fakat kişi baştan, tercihini İslâm’dan yana yapmışsa bazı yükümlülüklerinin olduğunu da bilmesi gerekir.

İslâm’ın kendi iç işleyişinde namaz kılmayana zorlama yapılır, zekât vermeyenden zorla da olsa fakirin hakkı alınır, faizle uğraşana böyle bir kazançtan vazgeçmesi için baskı yapılır, zina edene ceza verilir ve tesettüre uymayanlara da dinin hükümleri uygulanır. Örnekleri ve uygulamaları çoğaltmak mümkündür.

Buna göre iki zorlama arasındaki farkı iyi ayırt etmek gerekir. Temel tercihini önceden küfürden yana kullananlara Müslüman olmaları için zorlama yapılmasa da, Müslüman olduğunu iddia edip de dinî tekliflere ittiba etmeyenlere zorlama yapılır. Müslüman olduğunu ikrar eden kimseye dinin vecibelerini yerine getirmesi söylendiğinde, “Dinde zorlama yoktur” diyorsa, bu kişi kendini bilmeden kâfirlere yapılan muameleye muhatap sayıyor demektir.

Netice

Kur’an’daki ayetlerin inanç alanına taalluk edenlerini bu başlıklar altında özetleyebiliriz. Bu gruba giren ayetler içselleştirilir ve itikaden istikamet üzere kararlı bir hayat tercih edilirse cemaatleşme zihinde ve gönülde başlamış demektir. İmani anlamda saflaşmadan; zihinsel tezkiyeden geçmeden ve Allah’ın emir alanının parçalandığı politeist hayat tarzından kurtulmadan kesinlikle cemaat olunamaz.

Bugün kendilerini cemaat olarak gören insanların çoğu bu çerçevede nebevi bir eğitim sürecinden geçmemiştir. İtikadi bir tecdit yaşamamıştır. Zihinleri karmakarışıktır. Siyasete, hukuka, bilgiye, iktisadi ve sosyal olaylara, eğitim-öğretime, kültüre, dünya gündemine, ahlaka ve hatta dine karşı istikamet üzerine bir bakış geliştirememişlerdir. Baskın kültür ve medeniyetin etkisiyle hayatı anlamlandırmaktadırlar. Bu bakışın özünde sekülerlik hâkimdir.

Hem inanç bağlamındaki keyfiyetsizlik hem de İslâm’ın alternatif olduğunu gösterebilecek projelerinin olmayışı ve bu eksikliği görememe onları kolayca moderniteye entegre etmektedir. İtikadi entegrasyona uğrayan kimselerde ne din ne de iman kalır. İtikadi entegrasyonla, hayatı Allahsız değerlendiren ve özünde imansızlık olan ki bu ifademizle batılı iman ve hayat tarzını kastediyoruz. Böyle bir dünya görüşüne onay vermek ve meşruiyetini savunmak itikadi tehlikeler içerir. İnsanı küfre götürür.

Dr. Mehmet Sürmeli/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Merhum Olcay Yazıcı’yı Nidayi Sevim’e sorduk

12 Eylül 2010, şiiriyle, duruşuyla edebiyatımızda önemli bir yeri olan Olcay Yazıcı’nın ölüm tarihi. Altıncı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir