Ana Sayfa / Örnek Şahsiyetler / Gönül Dünyamız / Molla Burhaneddin Bambaşka

Molla Burhaneddin Bambaşka

2018 Mart ayının ilk günleri… Saat 22 suları.. Daha önce hiç gitmediğim Cibali’de Haliç yakınlarında kiliseden bozma heybetli bir cami. Tuğlalarının renginden midir başka bir nedenden dolayı mıdır bilinmez ismi Gül Camii…

Caminin karşısında bir vakıf. Güzel insanlar caminin önünde toplanmışlar. Seyda Molla Burhaneddin hazretleri teşrif etmek üzere. Gecenin bir yarısı olmasına rağmen dışarıda yazdan kalma bir hava var.

Banklarda oturanlardan birisi de fakir. Az önce dergahtan gelen açık çayları şifa niyetine içerken, Urfa’lı bir ihvanla sohbete dalıyoruz. Derken Türkiye’de en çok ziyaret etmeyi istediğim ve en sevdiğim şahsiyetlerden Molla Burhan hazretleri arabadan iniyor.

Oradaki herkese güleryüz ve şefkat gösteren Şeyh Efendi’nin ellerinden öpmek bana da nasip oluyor. Ondaki maneviyat yükünden dolayı bir ağırlık hissetmiyorum. Tam tersi bir hafiflik var üzerimde. Belki ki biz günahkarları da kabul eden bir zat.

Az ilerde ise videolarda ve fotoğraflarda hep Seyda’nın yanında gördüğüm Molla Hafız Taha Efendi var. Biraz sonra onun da ellerinden öpmek nasip oldu.

Seyda ile birlikte hepberaber dergaha girdik. O esnada merdivenlerden çıkarken Seyda’nın oğlu Seyda Dıyaeddin ile göz göze geldik ve uzaktan selamlaştık. Sanki bir sohbet etmiş kadar olduk.

Yaşlı ve hasta olmasına rağmen, yoldan gelmiş olmasına rağmen, Seyda’nın üzerinde bir yorgunluk emaresi yoktu. Sanki ihvanını görünce dinçleşmiş gibiydi. Tabi bir de can dostu Hafız Taha’nın yanında olması onun için ayrı bir mutluluk olsa gerekti.

Bu iki güzel zat birbirlerinin yanına o kadar güzel yakışıyorlardı ki… Sanki her ikisi de bu çağda yaşamıyormuş da, geçmişten kopup gelmişlerdi. Bu güzel şahsiyetleri dünya gözü ile görmek, benim için tarifi imkansız bir duyguydu.

Dergah’ta gördüğüm en çok hoşuma giden şey ise herkes Şeyh Efendi’ye saygı gösteriyordu ama kesinlikle aşırı bir yüceltme söz konusu değildi. Herşey doğal ve samimiydi.

Bir alim

Molla Burhan hazretleri, bir alim, bir mürşid olmanın yanı sıra onda çok farklı tarifsiz bir güzellik vardı. Vallahi bir gram kasıntı yoktu. Herkesle konuşuyor, herkesle sohbet ediyor, konuşurken de minik latifeler yapıyordu. Hem de öyle insanlara üst perdeden bakmıyor, onlarla sanki içlerinden birisiymiş gibi büyük bir rahatlıkla muamele ediyordu.

Müşfik ve sevecen tavırları ile herkesin gönlünü alıyordu… Teşvik ediyor, çağırıyordu… Çok çok başkaydı, çok çok farklıydı… Hani derler ya “Seni öldürmeye gelen sende dirilsin” diye… İşte öyle bir zat…

Seyda bugün Medine’ye gitmek için hazırlanıyormuş. Efendimizle buluştuğu zaman nasıl gözyaşlarına boğulacağını tahmin edebiliyorum. Ona bağlılık yemini etmiş ve hayatı boyunca da bu yemine sadık kalmış bir şahsiyet görmek istiyorsanız, Molla Burhan hazretlerine bakın. Akebe biatları, rıdvan biatları belki o zaman daha güzel anlaşılabilir. Ne demektir Efendimiz’e bağlılık yemini etmek?…

Kimseyi dışlamayan bir din anlayışı… Talebelerle geçen bir ömür… Tüm mahlukata şefkat ve merhamet…. Ve Efendiler Efendisi’ne olan sarsılmaz bağlılık… İşte Molla Burhan hazretleri belki de kısaca buydu. Tabi onu takdir edecek olan da yine büyüklerdir.

İnsan talebe-yi ulumun içinde geçen böyle bir ömre nasıl imrenmezdi? Helle onun Tillo’daki reklamdan ve göstetişten uzak hayatını dinleyince, medresedeki fedakarlıklarını öğrenince daha da bir çok sevmiştim.

Bugünkü nasibimiz bu kadardı. Orada tanıştığım Urfalı abininin işareti ile vakit geç olmadan dergahtan ayrıldık. Bu kısa ziyaretten sonra ruhumuzun arındığını hissettik.

Bir ay sonra

Mart ayının son günlerinden biriydi. Hanıma canımın kurutuluşmuş patlıcan dolması istediğini söylemiştim. Hatta nasıl yapılacağı konusunda bir fikrimiz yoktu.

 

Geç vakitte biraz dergi tarzı şeyler karıştırırken, Seyda’ın büyük oğlu Seyda Alaaddin‘e bir mesaj yazıp babasının İstanbul’a ne zaman geleceğini sormak istedim. Çünkü İslamiyete ve ilme bu kadar hizmetleri olan böyle bir şahsiyeti ziyaret etmenin bir vazife olduğunu düşünüyordum. Yarım saat kadar sonra ben mesaj atmadan Seyda Alaaddin‘den babasının yarın İstanbul’da olacağına dair bir mesaj geldi.

Mart ayının bu son gününde bir kaç yere daha gitmem gerekirken, onlardan vazgeip Haliç kenarındaki Gül Camii’ne doğru bir kez daha yola düştüm. Yine çok güzel bir bahar havası vardı.

Akşam 19 civarında dergahta Molla Burhan hazretlerinin ellerinden bir kez daha öpmek nasip oldu. Ardından Seyda Alaadin ile çok tatlı ve muhabbet dolu ayaküzeri sohbet ettik. İki katlı dergahta sürekli aşağıya inip çıkan, bir dakika boş kalmayan Seyda Allaadin gelen herkesle öyle içten sarılıyordu ki kendisinin bu davranışı bana gençlerle kucaklaşan ve herkese tebessüm eden merhum Hasan El Benna rahmetullahi aleyh’i hatırlattı.

Bu dergahta

Dergahtaki bu güzelliği, bu içtenliği görünce İslam’ın en güzel mesajının tasavvufla ve tarikatla verileceğine dair görüşümde haklı olduğumu birkez daha pekiştirmiş oldum. Soğuk soğuk insanların yüzüne bakanlar, insanların kalplerine muhabbet tohumu ekemezlerdi. Ancak böyle güzel insanlar tebliğde muvaffak olabilirlerdi.

Heyecan mı dersiniz bu dergahtaydı. İhlas mı dersiniz, samimiyet mi dersininiz bu dergahtaydı. Ortada yapay hiçbir şey yoktu, zira olsaydı herhalde hissederdim diye düşünüyorum.

Bir ara yaşlı bir pazarcı kadın Seyda’yı görmek için kapıya gelmişti. O an kalabalık olduğu için görüşmesi mümkün değildi. Kısaca savarlar diye düşündüm ama öyle olmadı, Seyda Alaaddin onunla da ilgilendi, hatta yardımcı olabilmek için telefonunu bile aldı. Oysa ben o kadıncağızı meczup zannetmiştim. O da bu dergahta bir değer gördü… Ne güzel değil mi?

Seyda Alaadin fakirle çok ilgilendiği için, yük olurum endişesi ile biraz erken ayrılmak istesem de kapıda “Yemek yemeden bırakmayız” dedi. Az sonra da bu fakire kabe örtüsünden mübarek bir parçayı hediye etti ki herhalde hayatımda ondan daha güzel bir hediye almamıştım.

Molla Burhan hazretleri ve yanındaki kalabalık ile birlikte bereketli bir sofraya oturduk. Diğer köşede oturan Seyda Alaadin bir ara bana bakıp gülümsedi. Herhalde diz çökmekte zorlandığımı fark etmişti.

Aman Allah’ım ne güzel bir sofra… Mübarek bir zat, dervişler ve Allah’ın birbirinden güzel nimetleri… İhlasla pişen bu yemekler bol bol yediğim halde midemi hiç rahatsız etmedi.

Biraz da samimi ve candan istemeye bağlydı herşey… Molla Burhan hazretlerini görmek istemiştim oldu… Bir de kuru patıcan dolması istemiştim ki bu sofrada o da vardı.

Hayatımda hiç bir zaman unutamaycağım bu güzel ziyaret, inşallah ahiret dostluklarına vesile olur diye ümit ediyorum. Ahiret dostluklarını önemseyenlere selam olsun.

Aydın Başar/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Kur’an’daki sure tertibi sahabe icraatı değildir

Prof. Dr. Murat Sülün bir yazısında şöyle diyor: “Surelerin iç bütünlüğü, yani ayet sıralaması, Hz. …

Bir yorum

  1. İsmail fakirullah barut

    Yazınızı okurken hem duygulandım hem de o büyükleri gördüğümde farkında olmadığım şeylerin farkına vardım sizin yazınızla allah razı olsun sizden Rabbim gerçek büyüklerin farkında olanlardan eylesin selamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir