Ana Sayfa / İyi Haberler / Güzellikleri Yaşa(t) / Seferber Dergi Katlanır, Heyecanlandırır!

Seferber Dergi Katlanır, Heyecanlandırır!

 

Dergi dediğin katlanabilir ve bir yerelere sıkıştırılabilir olmalı.

Sınıfta ortaokul bebelerinden beş altı tane var… Karneye birkaç gün kaldığı için, öğrencilerin çoğu okula gelmemiş. Ders yapamayacağımıza göre çantamda taşıdığım, okumak için fırsat kolladığım dergileri okumanın tam sırası. Çantamda üç çeşit dergi var; içlerinden bir tanesini bilinçli olarak seçiyorum.

Onu okumadan önce dergi okuma kavramına yabancı olduğunu düşündüğüm öğrencilerime derginin sayfalarını gösteriyor ve dergi hakkında özendirici birkaç cümle sarf ediyorum. Belki içlerinden bazılarına bu sözlerimiz tesir eder de kitapla ve dergilere yönelirler diye umuyorum.

Bir cümle yeter

Size dergiden bahsetmeden önce, dergiden birtakım beklentilerim var; bunlardan bahsetmek istiyorum. Bana sorarsanız –kimse bana sormaz ama– içinde en azından bir tane çok güzel bir yazı olmalıdır. Hadi güzel bir yazı yoksa mutlaka güzel bir cümle olmalıdır. Bir nalın bir atı kurtardığı gibi,o cümle de dergiyi kurtarmalıdır. Ama o cümle yoksa… Bundan sonrasına girmeyelim.

Sonra şu çok önemlidir. İşi gücü çok olan gergin insanlar dergi çıkartmamalıdır. Dergileri çok işi gücü olduğu halde işi gücü yokmuş gibi davranan, misafir ağırlayan, sohbet eden güzel insanlar çıkartmalıdır. Tabi işini ciddiye alan kimseler olmaları da önemlidir.

Son bir hafta kala sağdan soldan birşeyler toplayarak dergi çıkartmaya çalışanlar, biraz dinlensseler iyi olur. Dergide o ciddiyetsizliği ve özensizliği hissettiğimde, ben de bir okuyucu olarak kızıyorum haliyle… Bir de dergi çıkartanlar, diğer dergileri de şöyle bir incelemelidir… Ve asla; “Ben en güzelini yapıyorum” dememelidir.

Dergi dediğin katlanır

Herkes farklı bir dergi tarzını beğenebilir; ben şahsen katlanabilen ve bir yerlere sıkıştırılabilen dergileri severim. Parlak kâğıda basılmış dergileri sevmem. Çünkü onları okurken biraz zorlanır, gözlerimi ovalarım. Ama kitap kâğıdına basılmışsa, keyfimce karalar, sağına soluna çizik atar, kenarına küçük notlar düşerim.

Artık dergimi doyasıya okuyabilirim. Çantamdan Elmalılı Hamdi Yazır kapağıyla çıkan Seferber dergisini çıkartıyorum. İşte tam istediğim gibi, katlanabiliyor ve kitap kâğıdına basılmış…

Baştan söyleyeyim bu elimdeki sayı insanı heyecanlandıracak kadar güzel… Kapağındaki görselin güzelliği, renk seçimindeki başarı ve sayfalardaki gözü yormayan sadelik gerçekten takdire şayan…

Güçlü bir dosya

İyi bir dergide kapak konusunun güçlü bir dosya ile ortaya konulması gerekir ki Seferber dergisinde bunu görüyoruz. Dosya konusunun iki üç makale ile geçiştirilmemesi, doyurucu bir şekilde sunulması derginin kalitesine kalite katmış. Zaten dergiyi dergi yapan da içindeki dosya olsa gerektir. Aksi halde sağdan soldan toplama bir derleme olur ki ona da dergi denilmez. Dergi ve derleme ayrımı konusunda İsmail Kılıçarslan’ın güzel tespitleri vardır.

Belki bu sözüm size biraz tuhaf gelebilir ama gerçek dergiciler, okumak ve yazmaktan başka ideali olmayan kimselerdir. Kimileri büyük hayaller kurarken, onlar falan derginin, filan kitabın hayalini kurarlar. Çünkü onlar okumanın ve yazmanın tadını almışlardır. Ve onlar okuma yazma tutkusunu bir adeta bir hastalık gibi bulaştırırlar. Buraya bir de mesaj sıkıştıaralım: Lütfen okuyup yazmayı onlara çok görmeyin!…

Birçok dergiyi takip eden kimseler için ayın ilk günlerinde bazı dergilerin eve gelmesi diğerlerinden daha fazla bir heyecan uyandırır. Seferber Dergisi işte böyle heyecan uyandıran bir dergi. Ama gerçekten öyle. Gerçek değerlerimize, abide şahsiyetlerimize dikkat çektiği için önemli ve hayati bir vazifenin dergisi…

Üstelik özellikle bu Elmallı sayısından anlıyorum ki bu şahsiyetleri tanıtırken etkili ve ilgili kişilerin görüşlerine başvurulmuş. Dergiyi açar açmaz karşımıza çıkan Asım Cüneyd Köksal ismi bu tespitimizi doğrulayan önemli isimlerden sadece birisi. İlk yazı olarak böyle güçlü bir yazının tercih edilmesi, yayın yönetmeninin işten anladığını gösteriyor.

Bu yazıdan sonra yine öneli bir belge neşrediliyor. Elmalılı Hamdi Efendi’nin Mısır’daki Mehmet Akif’e yazdığı mektup… Ardından büyük usta Rasim Özdeören’den alakalı bir alıntı…

Çok gecikmeden derginin dışa açılan penceresi -ki her dergide olmalı- mülakat bölümü karşımıza çıkıyor. Ertuğrul Özalp ile yapılmış son derece güzel doyurucu bir mülakat. Ama bir de yazarın resmini koysalarmış acaba daha mı iyi olurmuş…

Mustafa Özel, Hasan Şahin ve Ahmet Aytep’in Elmalılı merhumla ilgili yazıları da aynı kaliteyi sürdüren nitelikte doyurucu yazılar. Elmalılı merhum hakkında tarihten günümüze kim ne demiş; bu bölüm de gerçekten zevkle okuduğum bir bölüm oldu.

Fütirist ne ola ki?

Bu güzel bölümle birlikte Elmalılı merhum dosyası kapanıyor, fütürist mütirist diye bişeyler çıkıyor ki bu gavurca kelimelerin olduğu bölümü en son okumak üzere atlıyorum. Bundan sonra tekrar güzel sayfalar başlıyor. Tekkeler, türbeler gönlümü açıyor. Mübareklerin anılması ile ruhumuz tekrar ferahlıyor. Mustafa Sabri Efendi ve Zahid Kevseri ile ilgili iki güzel yazı ile devam ediyor.

Üstad Yusuf Kaplan ile adını bile anmaya değmeyecek birinin karşılaştırılması yapılan bölümü ise tam bir talihsizlik olarak gördüm. Elmasla çakıl taşını karşılaştırmak pek hoşuma gitmedi. Bu nursuz adamı kapatıp diğer yazıları da ertesi gün okumak üzere dergiyi çantama geri koyuyorum.

Ülkemizde genelde güzel şeyler pek takdir edilmiyor. Beğenilse bile bir Allah’ın kulu da çıkıp “çok güzel olmuş” demiyor.Kültür Baknlığı’nın da durup dururken günahını almayalım, mutlaka medeniyetimize hizmet eden bu tür dergileri inceledikleri komisyonları, uzmanları falan vardır. Mutllaka bu tür dergileri yaşatmak için destek oluyordur…

Bu enfes dergiyi hazırlayan yayın yönetmeni Mustafa Nezihi Pesen’i, yazı işleri müdürlüğünü üstlenen Ümit Taştan’ı, derginin sahibi Samet Paçacı’yı ve dergiye emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Yapmışken en güzelini yapmış ve fikir dünyamıza harika bir iz bırakmışsınız. Allah razı olsun.

Aydın Başar/DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Merhum Olcay Yazıcı’yı Nidayi Sevim’e sorduk

12 Eylül 2010, şiiriyle, duruşuyla edebiyatımızda önemli bir yeri olan Olcay Yazıcı’nın ölüm tarihi. Altıncı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir