Ana Sayfa / Genel / Toplu iğneyi batırıp abdestini bozarım

Toplu iğneyi batırıp abdestini bozarım

Boynu bükük, hali perişan,
Vatan için koşup yarışan,
Beş yüz elli gün çalışan,
Bir asker görürsen beni hatırla…

Efendim sene 1988’in son demleri. Evleneli bir yılı geçmiş. Büyük kızım ilk göz ağrım bir yaşında… Önümde bir borcum var, onu ödemem lazım.

Babam rahmetli askere kemikli gitsinler (onun tabiri) diye yaşımı beş yaş küçük yazdırmış bir de… Açık öğretimde okuduğum için hep tecil ettirmiştim.

Okulu bırakıp askere gitmeye karar verdim ve askerlik şubesine giderek askere gitmek istediğimi bir dilekçe ile bildirdim. 68\3 tertip olarak Manisa Batı kışlaya sülüsümü verdiler.

Daha henüz doyamadığım sevgili kızıma ve sevdiklerime veda ederek Manisa’nın yolunu tuttum. Manisa’ya iner inmez bir berber bulup saçımı bir numaraya tıraş ettirdim. Biraz gezdikten sonra askeriyeye teslim oldum.

Cik cik kuşlar hoş geldiniz

Nizamiye kapısından diğer yeni askerlerle birlikte sıraya girerek içeri alındık. Bir kenara çektiler. Kıdemliler yanımıza gelip “cik cik kuşlar hoş geldiniz” diyor, kimisi; “Yandınız burasının eğitimi çok ağır” diyor, bir diğeri; “Korkmayın bugünlerde geçer” diye bize teselli veriyor. Habire nutuklar çekiyorlar, hiç susmuyorlar.

Kimisi; “Filan yerli var mı” diye sesleniyor” cevaben; “Evet ben varım” diyen olursa yanına gidip hemşerim hoş geldin ,ben filan bölükteyim, bir sorunun olursa beni bul” diyor. Ben de acaba “Ulan bir hemşeri de bana çıkar mı” diye içimden hayıflanıyorum, ama nafile…

Biraz sonra bir asker geldi, bizi hep birlikte depoya götürdüler. “Sana şu elbise iyi gelir” deyip askeri elbise verdiler. Bir numara da büyük bot verdiler ki ayağım içinde ileri geri gidiyor rahatlık vermiyordu.

Velhasıl resmen çakı gibi asker olduk artık. Her sabah spor, eğitim, yanaşık düzen derken günler geçiyor ama namazlarımı tam kılamıyordum. Fırsat buldukça kaza ediyor, bir taraftan da askerliğe ayak uydurmaya çalışıyorum.

Kolay değildi. Askere geç gelmenin, bir de evliyken gelmenin ıstırabını yaşıyordum. Eşimin ve minik kızımın hasreti burnumda tütüyordu. Aklım fikrim hep ailemdeydi.

Üstüne üstlük bir de ağzı bozuk, hitabet bilmeyen bazı üst tertipler yüzünden sıkıntılar yaşıyordum. Cuma günü eğitim bitmiş istirahatteyim, çavuşa gidiyorum; “Komutanım; Cuma namazına gidebilir miyim?” deyince, “Geç yerine otur biz de kılmıyoruz, gavur muyuz” diye cevap verdi. Bazen de bu tür isteklerimiz olduğunda; “Askerlik de bir ibadettir” deyip bilmişlik yapıyorlardı.

Bir gün bizi topladı

Bölük komutanı bir gün tüm bölüğü anfide topladı ve; “Yüksek okul terk var mı, lise mezunu var mı,ortaokul mezunu var mı” diye tek tek sordu. Ben dahil yirmi kişiyi ayırdı ve bir çavuşa teslim etti.

Sorduğumuzda; “Sizin bir kısmınız kadrolu er, bir kısmınızı onbaşı, bir kısmınızı da çavuş yapacağız” diyerek ayrı bir eğitime sevk ettiler. Bir ay olmak üzere idi ki bölük komutanı bizim mangayı çağırdı ve benimle birlikte altı  kişiyi ayırıp Denizli Çavuş Talimgah’ına iki aylık eğitime gönderdiler.

Trenle kırk sekiz saatte vardık Denizli’ye… Orada namazlarımızı daha rahat kılmaya başladım. Artık cumalara da gidebiliyorduk. Kısa dönem çavuşları, hakim, savcı,
öğretmenlerden müteşekkil inançlı kişilerdi.

Hatta ben acemi askeri olamama rağmen hoca olduğumu öğrenince geceleri yemekhanede çay yapıp beni yataktan çağırıyorlar, geç saatlere kadar birlikte dini sohbetler yapıyorduk.

Çok güzel bir acemilik dönemi geçirdik ve tekrar Manisa batı kışlaya (önce onbaşı) çavuş olarak döndük.

Bölükte müthiş bir tertipçilik vardı, üst tertipler hep alt tertipleri ezmeye sanki yemin etmişlerdi. Kendimi büyük bir mücadelenin içinde buldum.

Ramazanda bir gün

Ramazanda bir gün bölük komutanı beni çağırmış ve oruç tutacakları tespit etmemi istemişti. Listeyi teslim ettiğimde “her şeyi ile onlardan sen mesulsün” dedi. Bu da benim çok hoşuma gitmişti. Eğitimden taviz vermeden sahurda ve iftarda yemekhaneye koşuyor yemekleri getirip hep birlikte (60-70 kişi) sahur yapıp iftar ediyorduk. Tabi bu durumu çekemeyenler çeşitli zorluklar çıkarıyorlar ama Allah’ın yardımıyla o engelleri aşıyorduk.

Eğitim saatinde genellikle namazlar sorun olurdu. Artık bir yol bulmuştum, şöyle ki birinci istirahatte abdest alıyor, ikinci istirahatte namazımı eda ediyordum. Beni böyle gören bölük astsubayı, asteğmeni Cuma günleri; “Osman çavuş, git Cuma namazını kıl” diye artık kendileri izin vermeye başladılar.

Komutanım size dua etsem

Hatta hiç unutmam, bir gün Ege Ordu Komutanlığı’ndan denetlemeye gelmişler, bütün alay teyakkuzda bir vaziyette… Bölük komutanı üsteğmen o gün bizim çavuşluk pırpırını takacak. Baktım cuma saati geldi ama izin almak zor. Çünkü denetleme var. Ben kendi kendime dedim ki “Allah’ım! Yardım et, ben bugün Cumamı kaçırmak istemiyorum.”

Koştum bölük komutanıma bir tekmil verdim ve “Komutanım cuma vakti namaz için izin isteyecektim” deyince,
bölük komutanı; “Bugüne kadar gitmene engel olmadık, bugün hem denetleme var, hem de çavuşluk rütbeni takacağız” dedi. “Komutanım daha iyi olmaz mı abdestimi alıp namazımı kıldıktan sonra size de dua etsem, namazdan sonra taksanız bu rütbeyi” deyince bölük komutanı şöyle bir durakladı ve gülümseyerek; “Haydi git namazını kıl, bize de dua et, birileri görüp sorarsa bölük komutanımdan izinliyim de” deyince bir topuk selamıyla koştum ki ne koşuş, doğru alay camiine…

Namazın son sünnetini de kılıp duayı yolda yaptım ve koşarak bölüğüme geldim. Bölük komutanım kendi elleriyle taktı çavuş pırpırını… Hatta takarken “Toplu iğneyi batırıp abdestini bozayım mı” diye de takılarak bizi gülümsetti.

Çeşitli tezgahlar

Komutanlarla muhabbetimi hazmedemeyen bazı çavuş, onbaşı ve kadro erler bana çeşitli tezgahlar kurmaya ve beni yıpratmaya çalıştılar. Bunun yanında sevenlerim ve destek olanlarım da elhamdülillah oldu.

Alay camii çok güzeldi. Rahmetli Adnan Menderes zamanında minareli ve kubbeli yapılmış bir mabetti. Tabur binasının girişinde sabah 4-6 akşam yine 4-6 tabur komutanını karşılama nöbetini 8. bölük tutuyordu. Bir tabur komutanımız vardı -Allah yaşıyorsa hayırlı uzun ömürler versin öldü ise rahmet eylesin- uzun boylu yakışıklı, güler yüzlü bir şeydi. O zor dönemde tabur binasında özellikle takunyaları ayağına giyerek abdest alır, odasında bazen de camide namazlarını kılardı.

Bir sabah hiç unutmam, ben tekmili verdikten sonra yanıma gelip; “Kısa dönem misin çavuş?” dedi. “Hayır komutanım uzun dönem” deyince; “Ben seni kısa dönem gibi gördüm” demişti.

Hafta sonları dışarı çıkmazsam alay camiinin Giresunlu kısa dönem hocasına gidiyor sohbet ediyordum. Hocamın günleri azaldı, teskereye gidecek. Allah’ıma yalvarıyorum “Ya Rabbi! Şu alay camiine imam olabilir miyim?” diye…

Bir akşam gece eğitimindeyiz, 12. bölük komutanı postası hemşerim bizim bölüğün olduğu yere gelmiş beni arıyor. Bölük komutanı ismimle beni çağırınca koştum, tekmil verdim, emret komutanım deyince; “Seni tabur komutanı istemiş git ve gelince bana tekmil ver” dedi.

Aradığım imam sensin

Hemşerimle beraber tabur komutanımızın yanına vardım ve yüksek perdeden bir tekmil verdim, beni emretmişsiniz komutanım deyince; “Şöyle yaklaş bakayım” dedi; “Sen tabur kapısında nöbet tutan çavuş değil misin” deyince; “Evet komutanım o çavuşum” dedim. “Ben seni alay camiine imam yapacaktım ama çavuşlar geri hizmette olamaz” dedi.

Ben de hemen; “Komutanım! Sizin iki dudağınızın arasından çıkan emirdir siz ol derseniz bu iş olur deyince güldü ve çok uyanıksın çavuş, buradaki cami sivildekine benzemez, işin zor olacak” dedi. Ben de “İnşallah sizi mahcup etmem komutanım” deyince;  “Tam benim aradığım imamsın. Hoca gitmeden bir iki gün önce gel devir teslim yapalım, imamlığa başla” dedi. Bunu duyunca dünyalar benim oldu. Rabbime şükrettim, dualarım kabul oldu diye öyle sevindim ki…

Caminin devir teslimini almış resmen alay camiinde imamlığa başlamıştım. Başta bölük komutanımız biraz kızmıştı çünkü bir eğitim çavuşu eksik olacaktı… Ama sonradan bölük yazıcısına; “Osman hocaya nöbet yok, içtima yok, sadece yemek ve yatmaya bölüğe gelecek” emrini verince, yazıcıya ne oluyorsa; “Komutanım bölükte nöbet tutacak asker az” diye mızmızlandı.

Komutan yazıcının bu hadsiz çıkışını görünce; “Osman çavuşun nöbetlerini kendine yazacaksın, o da camideki görevine devam edecek, bir itirazın var mı?” dedi. Yazıcının da rengi birden uçtu…

Efendim işte böyle niyetiniz güzel olsun, Allah hedefe ulaştırır, eğrilere fırsat vermez.

Osman Gülşen/ DinKulturuAtolyesi

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Ziyaüddin Serdar’ın “Cenneti Arayan Adam” Kitabı Üzerine

Ziyaüddin Serdar Pakistan asıllı batıda yaşamış bir akademisyen ve yazar. Düşünür olduğu söylenen, etkili bir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir