Ana Sayfa / İyi Haberler / İstikamet Yazıları / Usul bilmemenin dayanılmaz hafifliği…

Usul bilmemenin dayanılmaz hafifliği…

Malum olduğu üzere ibadetlerin vasfını, vaktini ve keyfiyetini Allah Teâlâ belirler. Eğer ibadetlerde kapalılık varsa peygamberler her dönemde ümmetlerine tebyin ederler. Mesela haccın bütün menasikini Peygamber Efendimiz ayrıntılarıyla açıklamıştır. Ümmetine de kendisi gibi hac yapmalarını emretmiştir.

Peygamber sallellahü aleyhi ve sellem’e rağmen hac ve diğer ibadetlerin vasıflarıyla alakalı Kur’an ve sünnete aykırı beyanlarda bulunmak sahte bir peygamberlik iddiasıdır. Son yıllarda bu tip cahil ve art niyetli kimseler ibadetlerin bile nitelikleriyle alakalı lüzumsuz açıklamalarda bulundular. Ümmetin kafası karıştırıldığı gibi bu tip lüzumsuz beyanatta bulunan kişilerin çoğu da iman bakımından kendilerini tartışılabilir bir duruma düşürmüştür.

Usul yoksulları

Aslında bu tip sapıklıklar ve sapkınlar yeni değildir. Tarihin her döneminde olmuşlardır. Gerek akademik gerekse sivil camiadan bir hayli temsilcisi olan bu metodoloji ve bilgi yoksunu cahillerin müşterileri de çoktur. Zira bunlar ya basit tekliflerle veya teklifleri kaldırarak toplumun huzuruna çıkmaktadırlar. Risaletten öte bu bir ulûhiyet iddiasıdır.

Bu din ve usul yoksulu kişilere karşı elbette ilmi cevaplar vermek ve cehaletlerini ortaya sermek gerekir. Fakat ülkemizde bu insanlar yeterince teşhir edilmediklerinden dolayı ve söylenenler şeytan işi heva mahsulü olması münasebetiyle taraftar bulabilmektedirler. Bu adamların tamamı ilimden mahrumdurlar. Tek kelimeyle zır cahildirler.

Çizgiden çıkmışlar

Önce namazın dua olduğunu iddia ettiler ama namazı kaldıramadılar. Zekâtı temizlik diye yorumladılar, tavuktan kurban önerdiler. Şimdikiler ise her türlü kurbanı katliam diye reddetmektedirler. Velhasıl namazsız, oruçsuz, zekât sız, kurbansız, tesettürsüz, devletsiz, cihadsız ve hacsız bir din tasavvurunu şeytan adına üfürmektedirler.

“Hac, belli aylarda ifa edilecektir.” İlahi beyanıyla alakalı usulsüz konuşmalarını ileri boyutlara taşıyarak hac aylarının dışında; senenin herhangi bir ayında ve uygun mevsimlerde hac yapılabileceği üzerinde fikir imal edildi. Mevsim ve izdiham adına Allah’tan bile merhametli olma iddiasında bulunuldu.

İlk müfessirlerden ve fıkıhçılardan olan Hasan el-Basri, hac aylarının Şevval, Zilkade ve Zilhicce olduğunu beyan etmiştir. (El-Basri, Hasan, Tefsir, c. I, s. 76.) Hasan el-Basri’nin Peygamberimizin dönemine yakınlığını kavrarsak onun fikirlerinin muhtemel kaynağını da daha iyi anlarız. Abdullah b. Ömer de hac aylarının Şevval, Zilkade ve Zilhiccenin ilk on günü olduğunu beyan etmiştir. (Bagavî, Mealim’ü-t Tenzil, Muhtasar, s. 74.)

Araplar gelenekte bu üç ay içerisinde hacca hazırlandıkları için ayette çoğul sigası olarak “eşhür” kelimesi geçmiştir. Ayetler, hadisler, sahabe ve tabiin beyanı açıkken, ayette “aylar” ifadesi geçtiğine göre diğer aylarda da hac yapılır iddiasında bulunmak emsalsiz cehalettir. Bu zırvaların sahiplerinin çoğu şimdi ilahi huzurda hesap vermektedirler.

Yine söylüyoruz; ibadetleri Yüce Allah emreder, Peygamberi de beyan eder. Hiç kimse ibadetlerin vasfı ile oynayamaz. Kimse kendini lüzumsuz beyan ve sözleriyle ilahlaştırmasın.

Dr. Mehmet Sürmeli/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Gönenli Mehmet Hocamız kabadayı mıydı?

İmam Hatip Lisesinde okuduğum yıllarda, yazları Fatih Çarşamba’daki Kur’an kursunda Arapça ve Kur’an-ı Kerim dersleri almaya …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir