Ana Sayfa / Genel / Müslümanların bir hareket fıkhı var mı?

Müslümanların bir hareket fıkhı var mı?

İslam geldiği andan itibaren insanların sorunlarına çözümler sunmuştur. İslâm, Mekke’de Mekkî çözüm, Medine’de de Medeni çözümdür. İtikâdi alan başta olmak üzere insanların hayatlarının genişlik alanlarındaki bütün problemlere müdahale edip çözüme kavuşturan dinimiz, kıyamete kadar zuhur edebilecek olayların çözümü için ya birebir, ya da genel ilkeler koyarak çözüm yolunu göstermiştir.

Kimsenin nazarında ütopik bir görüntü vermemiştir. İslam’ın çözümcül ve müdahil yanı onun kısa zamanda başarıyı elde etmesinin de sırlarından sadece birisidir. Kur’an’ın bu yönünü hayatında tecessüm ettiren Peygamber Efendimiz sallellahü aleyhi ve sellem de etrafındaki itikadi, ahlâki, siyasi, sosyal, hukuki, iktisadi ve diğer sorunları Allah Teâlâ’nın kendisine öğrettiği şekilde çözüme kavuşturmuştur. Hatta O’nun gayri Müslim vatandaşları bile sorunlarını Allah Resulüne arz etmişlerdir.

İslam’ın ve davetçinin çözümcül yönlerini dile getirmemize rağmen bugün bu konularda yeterli olduğumuz ve insanların sorunlarıyla yeterince ilgilendiğimiz ve çözümler ürettiğimiz söylenemez. Veya Müslümanların sorunlarına çözüm üreten İslâmî kurumların varlığından da söz edilemez. Müslümanların bu hale gelmelerinin; kendi meselelerine bile yabancı kalıp çözümler üretemeyişlerinin ve neticede bir hareket fıkhı meydana getiremeyişlerinin nedenleri şunlardır:

a-Müslümanların, içtihat kapısının kapandığı şeklindeki önermeyi yanlış anlamaları ve bu yanlış algıyı evrenselleştirmeleri. Geçmiş dönemlerin içtihatlarını mutlaklaştırmaları ve tekrar içtihada başvurmanın dinin özüne müdahale olarak algılanması; bu yanlış algıyı hâlâ düzeltememe. Mezheplerin füruata dair görüşlerini dinleştirme. Biz bu düşüncemizle mezhep imamlarına karşı bir duruş sergilemiyoruz. Hatta onların varlığını Allah’ın bu ümmete bir lütfu olarak görüyoruz. Mezhep imamlarımız nasıl ki çağlarının sorunlarını çözmüşler ise liyakatli zevatın belirli bir usul dâhilinde birey veya kolektif olarak sorunlarımıza çözüm aramalarının önü tıkanmamalıdır. Savunduğumuz görüş budur.

b-İslâm toplumlarının genelinde mektebi anlamda bir İslami hareketin olmayışı, hayata dinle anlam verilmesine ve bu bağlamda meselelerin İslam’a göre çözüme kavuşturulmasına engel olmuştur. Özellikle ülkemizde kendi içyapısında bile fetvalı ve ilmi hareketlerin doğmayışı sorunları tespitte ve çözüm üretmede Müslümanları atalete sevk etmiştir. Var olan sözüm ona hareketler çözümü İslâm’da arayarak bünyesinde âlim bulundurmak yerine, âlimlerden uzak kalmayı tercih etmiş ve buna bağlı seküler bir yapıya kavuşmuşlardır.

c-Müslümanların yaşadığı ülkelerdeki laik-seküler hukuk sistemi böyle bir çalışmaya fırsat vermemiş ve Müslümanları engellemiştir. Baskıcı ve jakoben anlayış İslâm toplumunu sindirmiş, İslâmî arayış ve çözümleri suç telakki etmiştir. Bu durumdan yılan ve korkan önderler, teknik anlamda bile Müslümanların sorunlarının tespitine ve sorunlarla ilgili özgün çalışmalar yapmaya yaklaşmamışlardır. Bu durum hareketlerin özünü de etkilemiş ve ortaya daha seküler yapılar çıkmıştır.

d-Farklı İslam toplumlarındaki hareketleri örnek alan ve yerelleşemeyen yeni yapılanmalar, olaylara dinden çözüm bulmayı gündemlerine taşıyamayıp kısır çekişmeleri tercih etmişlerdir. İslâm’ın kendi ülkelerinde varlık alanı bulmasına direk katkı sağlayamayanlar, başka ülkelerdeki hareketleri kendi ülkelerine taşıma gayretine girince diğer Müslümanlarla polemik daha da yoğunlaşmıştır. Yaşadıkları düşünce polemiğine strarejik polemikleri de katınca iş daha da içinden çıkılmaz hâle gelmiştir. Bu durumu fırsat bilen resmi ideolojinin yetkili elamanları, Müslümanlar arasındaki tartışmaları derinleştirmişlerdir. Onların aralarındaki kavgalardan yararlanarak iktidarlarının ömürlerini uzatmanın hesaplarını yapmışlardır.

f-Halkı Müslüman toplumlarda İslâm’a ve onu öğrenmeye karşı büyük bir kredi açılmıştır. Durum böyleyken mektepli veya sivil bazı ilahiyatçılar halkı alakadar etmeyen gündem dışı konuları tartışmaya açarak ümmetin din anlayışını ve hassasiyetini sarsmıştır. “Hangisi haklı bunların” bocalamasıyla Müslümanların inanç alanlarında, kaynaklarında, kadim dönem uleması hakkında, mezheplerin yararları hususunda şüpheler uyandırmışlar ve bu yaklaşım dini uyanışı olumsuz etkilemiştir. Bu etkileyişin, mektebi bir hareketin doğuşuna da negatif yönde tesiri olmuştur.

g-Müslüman toplumlardaki İslami yapılanmaların önderlik kadroları daha çok aydınlardan ve teknik elemanlardan oluşmuştur. Bu kimseler, ya bilgisizliklerinden çözüm bekleyen konuları gündeme almamışlardır; ya da bu konular ehliyetli insanlar tarafından çözülecek olursa kendileri önderlik makamlarından düşerler endişesiyle hasetliklerinden dolayı sorunların çözülmesini itememişlerdir.

İslâm dünyasında çözüm odaklı çalışan hareketler bu sözde önderler tarafından komik hâle getirilmiştir. Neticede Müslümanlar hayatın öznesi olamamışlar ve kâfirlerin gündemiyle sürekli oyalanmışlardır. Bugün bile en çok konuşulan, siyasi konular olmasına rağmen Müslümanların alternatif siyasetle ilgili hiçbir uygulanabilir projelerinin olmayışı üzüntü duyulması gereken bir durumdur. Müslümanlar kendi sistemlerini deklare etmek yerine dünya sistemi içerisinde nasıl varlık alanları bulabiliriz tartışmasıyla ömür tüketmeyi tercih etmişlerdir.

Eğer siyasette çözüm sahası boş kalacak olursa, modern yaklaşımlar boşlukları doldurur ve Müslümanlar kolayca dünya sisteminin bir parçası olurlar. Zaten oldular da. İslâmî çözüm de ebediyen gündeme gelmez. Bu anlamda dünya sisteminin, Müslümanları entegre çalışması başarılı olmuştur.

Yaşadığımız ortam ve İslâmî çözüm arayışlarının gündemde bile olmayışı bu durumun gerçekleştiğinin en büyük göstergesidir. Müslüman kimlik kaybedilmiş ve yaşanan hayatla Müslümanlar dünya finans sisteminin aktif bir parçası olmuştur. Daha açık ifade ile  konforizm Müslümanları esir almıştır.

h-Müslüman gençlerin okuduğu bazı davet önderleri de -en azından bizim ülkemizde- çözümsüzlüğe ve ütopik siyasete zemin hazırlamıştır. Burada hatalı olan davet önderleri değil; anlama sorunu olan ve İslâmî ilimlerin usulünü kavrayamayan cahil kimselerdir.

Bu son maddenin açılımını okumak için lütfen buyrunuz.

Dr. Mehmet Sürmeli/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

İmam Gazzali’den İdarecilere 10 Altın Öğüt

İmam Gazzali bir idarecinin adaleti tesis etmesi için 10 şey gereklidir 1. Bir olayı değerlendirirken …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir