Ana Sayfa / Yazarlar / Aydın Başar / Edebiyatçı yazar Fahreddin Bozdağ vefat etti

Edebiyatçı yazar Fahreddin Bozdağ vefat etti

Eyüp Sultan Sibyan Mektebi sorumlusu Dr. Mehmet Emin hoca bir gün Eyüp Sultan Mezarlığı’da dolaşırken Bediüzzaman Hazretlerinin talebesi Zübeyir Gündüzalp’in mezarı başında sanki içi sökülürmüşçesine hıçkırıklarla ağlayan bir adam görür. Bu güzel adam o kadar samimi bir şekilde ellerini açmış ve dua etmektedir ki Mehmet Emin hocamız onun bu samimi halinden çok etkilenir. Duasını bitirmesini bekler ve sonrasında onunla tanışır.

Mezar başında ağlayan bu güzel insan 10/11/2017 tarihinde (bugün) vefat eden çocuk edebiyatçısı, araştırmacı yazar Fahreddin Bozdağ Bey’dir.

Sonra Mehmet Emin Hocamız onun koluna girer ve Mihrişah Sultan Sibyan Mektebine getirir. Fakir de bu güzel insanla işte o zaman tanışma şerefine eriştim. Daha sonra çeşitli vesilelerle görüştüm, muhabbet ettim. Hatta bir telefon görüşmemizde İstanbul’a taşınma düşüncesini fakirle istişare etmişti. Kendisi ile o vakitler Burhan Dergisi için bir de mülakat yapmıştım.

Merhum Fahrettin Bozdağ hocamıza Cenab-ı Allah’tan rahmet dilliyor, sizi kendisi ile yapmış olduğum mülakatla baş başa bırakıyorum.

İşte o mülakat:

Çocuk edebiyatı alanında verdiği kıymetli eserlerinden tanıdığımız araştırmacı yazar Fahrettin Bozdağ ile çocuk eğitimi konusun konuştuk.

Muhterem Bozdağ, sizin dünyanızda “çocuk” ne anlama gelir?

 Çocuk, masumiyettir. Emanettir. Hediyedir. Yaratanın sevgi ve muhabbetle bağladığı anne babaya en güzel hediyesi ve en kutsal emanetidir. Doğduğunda beri tertemizdir çocuk. Masum, mahzun, muhtaç ve mübarektir. O dünyaya geldiğinde ağlar, biz güleriz. Onun ağlaması gülmedir.

Bizim gülmemiz “hoş geldin”dir. Tertemiz ve bembeyaz bir kâğıttır çocuk. Önce ona bir isim veririz. Sonra bizimle birlikte o da büyür. Öğrenir, uygular. İster, verilir. Hayatımıza renktir, saadettir. Aynı zamanda sorumluluktur, paylaşmadır. 

 Edebiyatçı olarak çocuğun masumiyetini nasıl tasvir edersiniz?

 Çocuğun masumiyeti ilahidir; Hak’tandır. “Her çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar” kaidesinin yeryüzündeki misalidir. Her çocuk masumdur. Mesul değildir hiçbir şeyden. Tâ o güne kadar. Buluğ çağına kadar öğrencidir. Öğrenir, yapabildiklerini yapar söyleyebildiklerini söyler.

Çocuk masumiyeti ile etrafındakileri kendisine adeta hizmetkâr eder. Bu, anne baba ve diğerleri için kabul edilmiş bir hizmetkârlıktır. Kutsaldır. Onun gülmesi ile güler; ağlaması ile ağlarız.

O uyur biz uyuruz. O uyanıksa biz de onunla uyanık oluruz. Çocuğun hak yolunda yetişmesi anne babanın sorumluluk alanındadır. Aile neyse çocuk da o olur. Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında, kutupların buzdan evlerinde, Orta Asya’nın sıcak çöllerinde, soğuk dağlarında, Sibirya steplerinde doğan çocuklar da böyledir. Yanı başımızda yaşayan çocuklar da.

Çocukların hayattaki tercihlerinde anne baba başroldedir. Onların iyiliği de, kötülüğü de çocuğa bir mirastır. Bundandır ki çocuğun büyüdüğünde masum mu yoksa cani mi olacağının yoldaki işaretlerini aile koyar. Mazlum ya da zalim yetiştirmek hususu ailenin ne ve nasıl olduğu ile yakından alakalıdır.     

Yaratılışta masum çocukların büyüdükleri zaman topluma zararlı birer insan olmaları; tabiri caizse zalim olmaları size ne düşündürür?

 Elbette ki, “Eyvah!” dedirtir. Geleceğimizin inşasında temel taşlarımız hükmünde olan çocuklarımızın yarınlarının karanlık olması, her vicdanı sızlatır. Her yüreği dağlatır. Her gözü olanı ağlatır. Bence bunu düşünmemeliyiz.

Düşünmemeliyiz ki onları doğru yetiştirebilmek için teslimi silah etmiş olmayalım. Nasıl ki bir fidan, topraktan, havadan, sudan ve ışıktan kendisi için lazım olan miktarları yeterince alabilirse, iyi ve meyveli bir ağaç olabilir. Aynen öyle de çocuklarımız da kültür toprağından, ilim havasından, ahlak suyundan ve iman nurundan yeterince ve gereği gibi istifade ederlerse inşallah istikbalimiz aydınlık olacaktır.

Yarınlarımızdan ve yarınların gençleri çocuklarımızdan asla endişe etmemeliyiz. Onlardan ümidimizi kesmemeliyiz. Onlara duyduğumuz güveni her fırsatta onlarla paylaşmalıyız.

 Anne ve babalar çocuklarının iyi insanlar olması için neler yapmalılar?

 Önce kendilerini yetiştirmeliler. Daha çocuk sahibi olmadan, çocuk yetiştirmenin en ince ve önemli noktalarını öğrenmeliler. Öğrendiklerini aynı zamanda kendi yaşantılarında uygulamalılar. Çocuklar öğrenmeye açık oldukları gibi, örnek almakta da çok dikkatlidirler.

İşte bu örneklerin “doğru” olması için, aile içi hayatımıza çok dikkat etmemiz gerekir. Çevre ilişkilerinde titiz davranılmalıdır. Eğitim ve öğretim birlikte ve iç içe yürütülmelidir. Zira eğitimde hatanın hemen telafisi pek mümkün değildir.

Çünkü bu sadece maddi bir olgu değildir. Nasıl bir tesir bıraktığını, hemen ve bütünüyle ölçümlememiz adeta imkânsızdır. Öyleyse örnek davranışlarla öğretici olunmalıdır.

Tembih ve kontrol, alınan sonuçları görmekte sabırlı davranmak, kıyaslayıcı değil, alternatif gösterici olmak, çoğunlukla olumlu neticeler alınmasına sebep olur. Onların sırtımıza yüklenmiş birer yük değil, ilahi birer emanet olduğunu hiç hatırımızdan çıkarmamalıyız.

 Çocuğun fıtratını muhafaza edebilmek için ona ne tür kitaplar okutmalıdır?

 Çocuklarımızın eğitiminde “kitap” çok önemli bir yer tutmaktadır. Eğitimin temel araçlarından biri de kitaptır. Edineceğimiz kitapların, çocuğumuzun, yaş grubuna, eğitim düzeyine, zekâ seviyesine ve beğenilerine uygun olmasına özen göstermeli ve dikkat etmeliyiz. Kitaplardan istifade etmesinde mutlaka onun yanında olmalıyız. Birlikte öğrenme yolculuğuna çıkmalıyız.

Eğitim kademelerinde çocukların ihtiyacı olan kitaplar, eğitici ve öğretici olmak üzere iki türdür. Çocukların hayatın özellikleri ve unsurları konusunda öğrenmeleri gereken pek çok bilgi vardır.

Edebiyat türü, hikâye, şiir, masal, roman, tiyatro vb. kitaplar, çocukların akıl, zekâ, ruh gelişimlerinde önemli rol oynarlar. Tabi bu eserleri seçerken, muhtevaları bakımından seçici olmak gerekmektedir.

Çocuklarımızın kendi inanç ve kültür değerleri ile dini vazifelerini, olabilecek en erken zamanda ve sırasıyla öğrenmesi de onların gelecekte “iyi” insanlar olmalarında en önemli sorumluklarımızdandır.

 Çocuk edebiyatı günümüzde piyasası olduğu için üstün körü yapılan bir iş olarak mı; yoksa çocuğun inceliği ve hassasiyetleri hissedilerek yapılan derin bir iş olarak mı icra edilmektedir?

 Dar anlamda “çocuk edebiyatı” daha geniş anlamda ise “çocuk eğitimi materyalleri” diyebileceğimiz, çocuğun eğitimi ve yetişmesine yönelik, yazılı, görsel, elektronik, her türlü malzemenin hazırlık ve üretimi çok hassas unsurlar içermektedir.

Bu konuda yapılacak çalışmaların, bilimsel ve tecrübî değerler barındırması gereklidir. Muhatap kitlenin tüm özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.

“Çocuğa görelik” önemlidir. Bu yayınların sürdürülebilir ve sistematik olması gerekir. Çocukların yaş ve eğitim düzeylerine uygun olmaları esastır. Bugünkü çalışmaların pek çoğunda gereken hassasiyetin gösterilmediğini üzülerek müşahede etmekteyiz.

Sadece ticari amaçlarla yapılan bir takım çalışmalar ne yazık ki fayda yerine zarar vermektedir. Tabi bunları söylerken, hani ”Çok biliyorsan kendin yap” derler ya. Biz de kendi çapımızda, bu konularda çalışmalar yapmaktayız.

Mevcutların yanlış, eksik ve hatalı yönlerini gördükten sonra, bu alanda kalıcı çalışmalar yapmak için kollarımızı sıvadık. İnşallah tamamlarız ve bu alanda çok önemli bir boşluğu dolduracak eserler ortaya koyarız. Buradan da aracılığınızla bu çabalarımıza kaynak olarak destek olmak isteyenlere bir duyuru ve çağrı yapmış olalım.

 Çocuk edebiyatı adı altında zararlı bir takım eserlerin varlığından söz edilebilir mi?

 Bunu söylemek elbette ki mümkün. Ama ben olumsuzluklardan bahsetmek yerine, ortaya konacak olumlu çabalardan bahsetmeyi tercih ederim. Bilirsiniz; “Karanlığa sövmek yerine, karanlıktan kurtulmak için bir mum yakmak yeterlidir” derler. Bizler olumlu ve müspet çabalar içinde oldukça, kötüler ve kötülükler birer birer yok olacaklarıdır.

 Eğitim sistemi ve çocuk edebiyatı arasında bir bağ var mı? Mesela ders kitapları çocukların dünyasına girebiliyor mu?

 Burada bir bağdan söz etmek yetersiz kalır. Çocuk edebiyatı, çocuk eğitiminde en olmazsa olmaz unsurlardan biridir. Ama bu alandan ne derecede yararlanılıyor. O ayrı bir konu. Eğitim tümüyle toplumun malı olduğu için, eğitime katkı sağlayan unsurlarında, her alanda toplumda yerleştirilmesi şarttır.

Mevcut ders kitaplarının çocuk edebiyatı unsurlarından gereği gibi yararlanmadıklarını söylemek mümkün. Ama bu hususun gelecekte daha iyi bir konuma geleceği ümidini taşıyarak, gerekli çabaları göstermemiz lazımdır.

 Eğitim sistemi çocuk ruhunu yeterince doyurabiliyor mu?

 Mevcut eğitim sistemi içerisinde çocuk gelişiminin olmazsa olmazlarını barındığını söylemek elbette ki mümkün değil. Resmi ve okul eğitimi, çocukların gelişmesi için ne kadar yeterlidir? Bu ayrı bir tartışma konusudur.

Çocuk eğitiminin kapsama alanında olan üç temel unsur vardır. Bunlar: 1. Aile 2. Okul 3. Çevredir. Bu üç unsur birbiri ile de iç içedir. Çocuğun ilk eğitim aldığı yer ailesidir. Topluma adapte olması ve sosyalleşmesinin sağlandığı ikinci yer okuldur.

Çocuğun ömür boyu etkilendiği ve şekillendiği unsur ise çevredir. Sosyal çevre, aile çevresi, arkadaş çevresi gibi bir ömür birlikte olunan bu unsur, her devresi ile devamlı etkileme halindedir. Bu alanlarda rol alan aktörlerin, rollerini doğru ve gereği gibi yapmaları halinde gelecek nesiller arzu ettiğimiz yönde şekillenecektir.

 Çizgi filmler, bilgisayar oyunları ve sanal âlemin çocuk üzerindeki tesirleri nelerdir?

 Gelişen teknolojilerin eğitim alanında da kullanılması elbette ki kaçınılmazdır. Gelişimin olumlu etkileri yanında olumsuz etkilerinin de olması mümkündür. Burada anahtar bizlerin elindedir. Başta aileler olmak üzere eğitime katkı koyan tüm unsurlar gerekli hassasiyetleri göstererek, olması muhtemel hataların önüne geçebilirler. Bugünkü şartlarda, bu görevi yerine getirmekte hepimiz zorlanmaktayız.

Ayrıca bir geçiş sürecini de yaşamaktayız. Ama olumlu örneklerin çoğaltılması ile uygun sonuçlar alınması mümkündür. İnternet gibi bir sanal âlemden çocuklarımızı tümüyle uzaklaştırmak neredeyse imkânsızdır. O halde bu unsurun en olumlu biçimde değerlendirilmesine çalışılmalı. Eğitim materyalleri oluşturmada gereken çabalar daha da artmalı.

Elbette ki yapmak zordur, ama tahrip kolaydır. O halde zora talip olanlar çok çalışmalıdırlar. Bugün için aslında şartlar bizden yana. Ama yeterince çaba sarf etmediğimizi düşünüyorum. Gelecekte çok güzel ve olumlu neticeler alacağımız zengin ve tükenmez kaynaklarımızı fazlasıyla ve gereği gibi ortaya koymalıyız.

Aslında doğru açıdan baktığımızda, teknoloji bizden yana. Ama unutmayalım ki, herkesin doğru dediği amaçlarına aynı yeterlilikle hizmet etmektedir. Öyle ise bizler üzerimize düşeni daha fazlasıyla yerine getirmeliyiz.

Çocuğa interneti yasaklamak çözüm müdür? Veya eve hiç internet almamak..

Şöyle de düşünebiliriz. Evde bilgisayar ve internet bulundurmak son zamanlarda birer tehlike yuvası haline gelen “İnternet Kafeler”i ortadan kaldırabilir. Kalkması gerekir. Oralarda hâkim olan “kontrolsuzluk”tür. Ama biz doğru kontrol mekanizmalarını evimizde oluşturmalıyız. Son zamanlarda, sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde geliştirilen “Bilgi Evleri” ve benzeri uygulamalar ile de kontrollü ve toplu internet erişim ortamları oluşturulabililir.

Bu konularda çocuklarımıza zaman ayırmamız gerekir. Onlarla birlikte film izlemek. Bir takım yararlı bile sayılabilecek oyunları birlikte oynamak. Sanal âlemde birlikte gezinmek. Eğitime olumlu katkılar sağlar. Yasaklamak çözüm olmadığı gibi, farklı yanlış yollara sapmalarına da sebep olabilir. Bir şey bütün bütün elde edilemezse, bütün bütün de terk edilmez. (Burhan, Ocak, 2011)

Aydın Başar/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Ömer Faruk Akkaya Hoca’dan itidal çağrısı

Ülke olarak çok yönlü operasyonlara maruz kaldığımız bir gerçek. Bu operasyonlarla hedefin; haksızlığa karşı tepki …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir