Ana Sayfa / Örnek Şahsiyetler / Gönül Dünyamız / Hafız Taha Hocamın Ardından

Hafız Taha Hocamın Ardından

“En hayırlılarınız, görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatan kimselerdir!” (İbn Mâce, Zühd, 4; Ahmed, VI, 409) buyuruyor Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem.

İşte Hafız Taha Hocam da görüldüğü zaman Allah Teâlâ’nın hatıra geldiği böyle âlim bir şahsiyetti. Rahle-i tedrisinden geçmiş bir ilim talebesi, arkasında namaz kılmış bir cemaat, sohbet meclisinde bulunmuş bir ziyaretçi; hemen herkesin hissettiği bu iman ve zikir hali vardı Hocamızda.

Onu uğurlarken

Küçüklüğümüzde yanı başımızdaki Sultan Memduh Camii’nin bu nur yüzlü, melek tabiatlı imamıyla her karşılaştığımızda, halimizi hatırımızı sorar sonra da güzel nasihat ve dualarıyla bizleri uğurlardı. Bugün ise bizler uğurluyoruz Hocamızı ebediyete. Geceden sabaha kadar okunan hatimler ve dualarla uğurluyoruz Rabbimize.

Bu sabah namazı sonrası Fakirullah Camii’nde, önlerindeki Hocalarının cenazesi etrafında halka oluşturmuş nur yüzlü ilim talebesi hafızların okuyuşlarına gözyaşları içinde iştirak edenlerin manzarası hafızalara nakşoluyor. Hocamın başucunda Kur’an okurken zihnimden bazı hatıraları bir filim şeridi gibi geçti. Hocam beni çok seviyordu biliyorum. Ya ben ne de çok seviyordum, keşke bunu söyleyebilseydim Hocama! Şu an bu satırları elimde olmayarak gözyaşları eşliğinde yazıyorum.

Muntazam bir kulluk

Hocamın örnek alınacak güzel vasıflarını düşündüm şu an. Hemen aklıma ilk gelen özellikleri güçlü imanı, ihlaslı ibadeti, güzel ahlakı ve tatlı nasihatleri oldu. Allah’ı bilen, ibadetlerine eksiksiz, muntazam ve ihlasla devam eden, takva ve taatla Allah’ın dostluğunu kazanmaya çalışan Hocamız hâfız, âlim, âbid, muhlis ve mürşid idi.

Hocamız Peygamber aşığı idi. Resul-i Ekrem Efendimiz ve ashabı ile ilgili bülbül sesiyle okuduğu o güzelim kasideleri hala kulaklarımızda. Üveys el-Karnî, Abdulkadir Geylani, Şâhi Nakşibend, Şeyh Hamza el Kebir, Şeyh Mücahid, Şeyh İsmail Fakirullah, İbrahim Hakkı, Zemzemü’l-Hassa, Sultan Memduh ve Bediüzzaman gibi âlimleri çok sever gelen ziyaretçilere onların hayat hikâyelerinden ve eserlerinden alıntılar yaparak nasihatler ederdi.

Güzel isimler üzerinde çokça dururdu. Ziyaretine gelenlerin tek tek isimlerini sorar, içlerinde yanlış çağrışım yapan isimler olursa onları daha güzel isimlerle değiştirirdi.

Bir nasihatçiydi

Aile mutluluğu ve huzuru için evde Kur’an okunmasını ve başta sabah namazı olmak üzere beş vakit namazın kılınmasını tavsiye ederdi. Eşlerin birbirlerine sevgi ve şefkatle bağlı olmaları ve güzel ahlakla geçinmeleri gerektiği üzerinde durur, çocuklarını imanlı yetiştirmeleri konusunda ellerinden gelen her şeyi yapmalarını anne babalara bilhassa öğütlerdi.

Gençlere ve talebelere çok önem verirdi. Eğitim hayatları boyunca namazı güzel kılmaları, faydalı dini eserler okumaları ve salih arkadaşlar edinmeleri yönünde tavsiyelerde bulunurdu. Farzları yerine getirmeleri, büyük günahlardan kaçınmaları için güzel ortamlarda bulunmalarını öğütlerdi. Yanına gelenlere mutlaka küçük dini eserler hediye eder ve okumalarını tavsiye ederdi.

Ümmetin derdiyle dertli idi. Müslümanların tefrika, fakirlik ve zilletten kurtulmaları, izzete kavuşmaları için iman ve salih amel düsturuyla çok çalışmaları gerektiğini söylerdi. Müslümanların ittihadı ve uhuvveti için herkesin elinden gelen gayreti göstermesini tavsiye ederdi.

Hocamız hâfız, âlim, âbid idi

Kur’an hâfızı olmanın verdiği sorumluluğu müdrik idi. Küçüklüğümü geçirdiğim Sultan Memduh Camii’nde yanında bulunduğum zamanlarda sürekli namaz kılması, ilim ve zikirle meşgul olması ve gelen ziyaretçilere va’zu nasihat etmesi yanında özellikle Kur’an okuması hep dikkatimi çekmişti. Hocamızın zikri adeta Kur’an’dı. Nafile namazlarında saatlerce ezberindeki sureleri okur dururdu. Bu hali hayranlık verici idi.

Medrese usulü ilim tahsilini Seyda Molla Bedreddin Sancar Hocamızın yanında ikmal etmişti. Hicrete maruz bırakıldığı Gaziantep’te, sonrasında Siirt ve nihayet memleketi Tillo’da uzun bir zaman talebe okuttu.

Hocamız ibadete son derece düşkün idi. Günün her anı adeta ibadet halindeydi. Özellikle namazlarını hûşû içerisinde uzun uzun kılması herkesin dikkatini çekerdi. Cemaatle kıldırdığı farz namazları dışında bilinen bütün nafile namazları da kılardı. Özellikle işrak, duha, evvabin, teheccüd gibi nafile namazlara pek önem verirdi. Akşam yatsı arası eve gitmez camide ibadet ederdi. Hocamızın bu hali, hadis-i kutside anlatılan hale mutabık idi:

Allah Teâla Hazretleri buyurdu ki:

“Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü’min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem.”(Buhârî, Rikak 38.)

Hocamız, Allah yolunda infak eder, Ramazan orucu yanında pazartesi, perşembe gibi nafile oruçlarını kaçırmazdı. Yine küçüklüğümdeyken hatırladığım kadarıyla üç ayları tutardı. Umre ve hac ibadetine ayrı bir önem verirdi. Vefat ettiği bu son yılına kadar hemen her sene Kutsal Toprakları ziyaret ederdi. Döndüğü zaman oralardan getirdiği güzellikleri, ibadet aşkını, Peygamber muhabbetini anlatmaktan usanmaz, dinleyenleri adeta o manevi iklime götürürdü. Sohbet meclisinden kalkanlar seneye umre veya hacca niyetlenerek kalkarlardı. Hocamızın elinde tesbih, önünde Kur’an veya dini kitaplar, dilinde zikir eksik olmazdı.

Hocamız muhlis ve mürşid idi

İhlas, yapılan ibadetlerin sadece Allah rızası için yapılması demek. İşte Hafız Taha Hocamızın ismi anılınca akla gelecek ilk kelimelerden birisi de ihlastır. Kâliyle ve hâliyle muhlis olan Hocamız, hayatı boyunca riya ve gösterişten uzak durmuş, alkışlanmaktan hiç hoşlanmamış, tevazu ve mahviyet dolu bir ömür yaşamıştır. Dünya menfaatleri peşinde koşmamış, nimetlerin meşru ve helal olanı ile yetinmiş, talebe ve ziyaretçilerine de böyle davranmalarını tavsiye etmiştir.

Allah Teala Hazretleri diyor ki: “Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.”[Buhari, Tevhid 16, 35; Müslim, Zikr 2, (2675), Tevbe 1, (2675)]

Tarikat şeyhi anlamında bir mürşid değildi Hafız Taha Hocamız. Ancak ilmiyle âmil bir âlim olarak bildiklerini anlatan, insanları Hak yola işad eden mürşid bir Allah dostu idi. Hafız Taha Hocamız, tıpkı Allah Resulü sallellahü aleyhi ve sellem Efendimiz’in tebliğ göreviyle vazifelendirdiği ve çeşitli coğrafyalara gönderdiği sahabe misali, bulunduğu her yerde İslamiyet’i hikmet ve güzel öğütle anlatmış, binlerce insanı bu manada irşad etmiştir. İlmin tebliğ, davet ve irşad ile bir anlam kazanacağının idrakinde olarak medrese ve mescid yanında evini dahi bu davasına hizmet yolunda kullanmıştır.

Hayatı iman, ibadet ve Hakka davetle geçen Hocamızın bu hali şu hadise ne de güzel mütabıktır: “Kim bir hidayete davette bulunursa, buna uyanların sevaplarının bir misli ona gelir ve bu durum, onların ücretlerinden hiçbir şey eksiltmez..”[Müslim, İlm 16; Tirmizi, İlm 15; Ebu Davud, Sünnet 7; Muvatta, Kur’an 41,]

Güzel talebeler, salih evlatlar

Arkasından faydalı ilim, güzel talebeler ve salih evlatlar bıraktı. Amel defteri kıyamete kadar kesilmeyecektir inşallah.

Hastalığında şikayet etmek bir yana şükür ve hamdine devam etti. Nihayet temizlenmiş ve günahlardan arınmış olarak Rabbine kavuştu. Yazıya son verirken şu anda minareden salâ okunuyor. Ölümün hak olduğunu bildiren âyet ışığında müminlere bu Peygamber varisi Allah dostuna karşı son görevleri olan cenaze namazı kılmaları ve defin vazifeleri için çağrı yapılıyor.

Sözün bittiği yer burası! Hocamızın biraz sonra cenazesi kılınacak ve çok sevdiği Rabbine kavuşacak. Hak âşığı, gönül insanı vuslata erdi. Onu çok özleyeceğiz. Daha şimdiden özlemeye başladık bile. Rabbim, dünyada doyamadığımız Hocamızla cennetinde, Resul-i Ekrem Efendimiz’in komşuluğunda doya doya beraber olmayı nasip eylesin. Âmîn.

(Vefatı: 30. 10.2019)

Doç. Dr. Adnan Memduhoğlu/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Sen sıradan birisi olamazsın

Bireysel ümmet olmak veya tek başına da olsa cemaat olabilmek. Bu ifade ile kastımız, insanların …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir