Ana Sayfa / Örnek Şahsiyetler / Gönül Dünyamız / İşte bu teyze benim öğretmenim

İşte bu teyze benim öğretmenim

Bu gördüğünüz teyze yaklaşık kırk iki yıldır görmediğim, ilkokul birinci sınıf öğretmenim Fatma Seven Hanım’dır. 1978 yılında Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesi Ördek köyünde merhum babamız imam iken ilkokula başlamış, öğretmenim de Fatma Seven Hanım olmuştu. Babamızın tayini sebebiyle de, yıl sonunda Ördek’ten taşınmıştık. Öğretmenimle alakalı olumsuz bir anı yoktu zihnimde. Belki de bunun içindir, hiç unutamadım. Birçok şehir değişikliği yaşadık, okullar okuduk, biz de kendileri gibi öğretmen olduk. Bizim de her meslekten binlerce öğrencimiz oldu. Öğrencilerimin hislerini bilmiyorum ama, benim öğretmenlerime karşı hislerim daha çok bitimsiz sevgi ve saygı şeklindedir. Bu vesileyle de her fırsatta öğretmenlerimin hal hatırını sormak isterim.

Fatma Öğretmenimin izine pek ulaşamıyordum. Tabi aradan kocaman bir kırk iki yıl geçmişti. En son görev yerinin Afşin Namık Kemal İlkokulu olduğunu duymuştum. Bu gün o okula uğradım. Müdür beye kendimi tanıttım, meramımı ifade ettim. Sağolsunlar bilgisayarında küçük araştırma neticesinde, 2005 yılında emekli olduğunu söylediler. Yani bundan tam on beş yıl önce emekli olmuşlar. Herhangi bir iletişim bilgisi olup olmadığını sordum. “İletişim bilgisi yok ama bu çevrede oturduğunu sanıyorum” dedi müdür bey. Teşekkür edip okuldan ayrıldım.

Mahalle içindeki bir kaç bakkala sordum ve çok geçmeden öğretmenimin adresine ulaştım. Evi bahçe içerisinde üç katlı bir binaydı. Bahçe kapısında zil yoktu. Ev sahibi diye seslendim. Üçüncü katın balkonunda öğretmenim beliriverdi. Kendimi tanıttım, eski bir öğrencisi olduğumu, kendilerini ziyaret etmek istediğimi söyledim.

Maşallah çok seri bir şekilde inerek, bahçe kapısını açtılar ve bizi içeri buyur ettiler. Eve davet ettiler ama, ben bahçede oturmayı tercih ettim. Çünkü davetsiz bir misafirdim. Pandemi nedeniyle ellerini öpemedim belki ama, yıllar sonra öğretmenimi karşımda görmenin mutluluğunu tüm hücrelerimde hissettim. Sıhhat ve afiyet içerinde olmaları ise ayrıca mutluluk vericiydi. “Namaz, niyaz, zikir ve fikirle meşgulüz daha çok. Başka da bir meşguliyetimiz yok” dediler. Hafız ve ilahiyatçı olduğumuzu öğrenince de çok sevindiler; “Aman filan filanlar gibi olmayın” demeyi de ihmal etmediler.

Hem evden hem de bahçeden birçok ikramda bulundular. Yine bir öğretmen hassasiyeti ile meyveleri “yesene, yoksa sevmiyor musun” dediler. Küçük birkaç yanlışımızı düzeltmeye çalıştılar. Kısmet olursa daha sonra da ziyaret edeceğimi söyledim. İletişim bilgilerimizi kaydettik. Müsaadeleriyle bir öz çekim yaptık. “Manzaramız da güzel oldu” dediler. Kendilerine minnettar olduğumuzu, her türlü emirlerinin baş tacı olduğunu söyledik ve hayır dualarla vedalaştık.

Dünyaya gelmemize sebep olan ebeveynlerimize karşı görevlerimiz daha çok fıtridir. Çünkü bizler onların canları ve kanlarıyız. Öğretmenlerimiz öyle değil. Kendilerine ait olmayan ham malzemeyi işleyerek onları güzel şekle sokma ve faydalı hale getirme çabası verirler. Bunu yaparken de çok büyük fedakarlık gösterirler. Bu fedakarlıkları bilmek, görmek ve ona karşı gereğini yapmak ise vefadır. Öğretmene vefa vefaların en yücelerinden biridir. Bir selam vermek, hal hatırını sormak, birkaç cümle ile unutulmadığını hissettirmek en güzel vefa örnekleridir. Daha fazlasını da ummazlar zaten. Bizim yapmaya çalıştığımız da budur. Yapmaya da devam edeceğiz inşallah. Siz de yapın bence.

Ramazan Tahiroğlu/ DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

İÇLİ SES

Vahdet meyinin cur’asın, mâşuk elinden içmişem Ben dost kokusun almışam, misk-i hıtânı neylerem. Yunus Emre …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir