Ana Sayfa / Manşet / Seyda Nurullah Cezeri Özel Yazışması

Seyda Nurullah Cezeri Özel Yazışması

YAZARLAR VE HOCALAR GRUBU YAZIŞMALARI

Konu: Seyda Nurullah Cezeri anma, anlama ve hatırlama.

04.06.2020

Aydın Başar: Şeyh Nurullah Efendiye bir fatiha lütfen… Doğunun büyük şeyhi Şeyh Seyda hazretleri vefat ettiğinde 40 kadar halife bırakmıştır. Vefatından sonra halifeler aralarından birini şeyhin makamına geçirmek için toplanırlar. Neticede diğer halifeler şeyhin henüz yirmi yaşında olmayan oğlu Muhammed Nurullah Efendiyi dergahın postnişini olarak seçer ve ona biat ederler. Nurullah Efendi genç yaşında olgun pırıl pırıl nurani bir zattır. Onun zamanında da Cizre’deki Serdahl Medresesi ve dergâhı ziyaretçilerle dolar taşar. Cizre o dönemlerde terör örgütünün aktif olduğu bir yerdir. Terör örgütü Şeyh Nurullah efendiden rahatsızdır ve onu Cizre’den çıkarmak istemektedir. Fakat Şeyh Nurullah Efendi örgüte karşı direnç gösterir ve bu amaçlarında başarılı olamazlar. Seyda Nurullah Hazretleri 12 Mayıs 1985 tarihinde Nusaybin-Kızıltepe yolunda geçirdiği trafik kazası sonucu 36 yaşında Mevlasına kavuşur. Vazifeyi kardeşi fazilet sahibi Ömer Faruk seydamız yürütmektedir. Not: Videoda Seyda Nurullah merhumun İstanbul ziyaretinden görüntüler yer almaktadır. 18: 29

İbrahim Cücük: 1965 yılı Maraş İmam-Hatip orta okulu ikiden üçe geçmiştim.
O yazın Haziranın sonuydu. Doğru Cizre’ye Şeyh Seyda’yı ziyarete gittim. Akşam oldu dergahta yattım. Sabah oldu kimse beni tanımıyor, ben de kimseyi tanımıyorum.
Ziyaretçiler gelsin dendi. Ev tarafına gittik. Girişte çay getirildi belki yedi sekiz bardak çay içtim. Ömrümde öyle lezzetli çay içmemiştim. İçeriden misafirler gelsin dendi. Ben girmedim. Çünkü şöyle bir bilgim vardı. Şeyh Seyda kendisi ismen söylermiş; “Gidin şu isimdeki ziyaretçi gelsin” Ben de; “Beni ismen çağırmazsa girmem “ diye düşündüm. Muhammed Nurullah Efendi, “İbrahim-i Adıyamânî sen misin ?” dedi. Ben de “evet benim” dedim. “Seni de çağıyor” dedi. Ben de içeri girdim. İçeri girince Şeyh Seyda beni eliyle işaret ederek en üste diz üstü oturan İzmit kağıt fabrikasının müdürü imiş onun alt kısmına oturttu. Tarikata intisap için orada bulunanlara tarif etti. İntisap esnasında kimsenin elinden tutmadı.
İntisap işi bitince ben kalbimden sordum: “Siz üç tarikatta da intisap veriyormuşsunuz, bu nasıl oluyor?” dedim. Şeyh Seyda kafasını kaldırdı ve bana baktı şöyle cevap verdi:
“Evet biz kök olarak Nakşîyiz fakat hem Nakşî hem Kadirî hem Rüfâîliği vermekle vaziyeliyiz.” Sonra kendisi vefat edinceye kadar her sene ziyaretine gitmeye çalıştım.
Vefatından bir gün önce de kendisini ziyarete gitmiş ve ziyaret etmiştim. İki otobüsle ziyarete gitmiştik. Herkes acele ediyordu dönmek için. Nihayet varışımızdan üç sonra ziyaret edip döndük. Ziyaret edip döneceğimiz günün sabahı beni Muhammed Nurullah Efendi çağırdı, durum nedir dedi. Ben de acele ediyorlar dönmek için dedim. Muhammed Nurullah Efendi “ne olacağını bilmiyorlar ki!” dedi.  O sabah Besni’li Uncu Hacı Mustafa bana dedi ki; “Rüyamda Şeyh Seyda’yı gördüm dedi ki “Ben vefat ile ayrılıyorum” deyince ağlamaya başladım; “Üzülme yerime Muhammed Nurullah’ı koydum, zahir batın imtihan ettim imtihanı kazandı.” Uyandım. 19:19

Metin Yiğit: Rahmeten vâsia… 19:35

Recep Çalışkan: Maşallah İbrahim hocam, sırası geldiğinde ” ben cücük bir adamım ” diyorsunuz, lakin hiç de öyle görünmüyor. Gönle hitab eden yazılarınız çok tesirli. Anlattığınız olayda da, kerametlere hem şahit olmuşsunuz, hem de bir parçası. Ne büyük bahtiyarlık. 19:25

Cüneyt Gökçe: 1970-75 yılları arası İdil’e bağlı Cizre’ye de yakın sayılan Alakamış Köyü’nde Seyda Molla Sadullah’ın yanında medrese eğitimi görüyorduk. Grubumuzdan M. Halil Çiçek hocam da vardı. Merhum Şeyh Muhammed Nurullah zaman zaman bulunduğumuz köye -kendisinin de hocası olan- Seydamızın ziyaretine gelirdi. Seyda’ya karşı olan o tevazuu, edebi ve hürmeti hâlâ gözümün önünde… Bazen farklı mekanlarda karşılaştığımızda “aynı Seyda’nın talebeleriyiz” şeklinde fakire iltifat ederdi. İslam dünyasının ahvaliyle ilgilenen, ileriyi görebilen, “bir şeyler” yapma gayreti içerisinde olan cesur bir zattı. Şeyh Muhammed Nurullah’a, -başta Seyda Seyyid Molla İbrahim Arabanî olmak üzere- beraberinde vefat edenlere, Şeyh Seyda Cizirî, Seyda Molla Sadullah Basiskî ve diğer büyüklerimize rahmet ve mağfiret diliyorum. Mekânları Cennettir, inşaAllah… Dua ile… 19:37

İbrahim Cücük: Mehmed Emin Er hocaefendi de bana Şeyh Seyda’ya intisabını şöyle anlatmıştı: “Suriye’de ben Hanefi medresesinde okudum, Halil Gönenç hoca da Şafii medresesinde okudu. İlim icazesini alınca kendime şeyh aramaya başladım. Rüyamda Hz. Musa aleyhis selamı gördüm bana; ‘Şeyh Seyda’ya git intisap et’ dedi, ben de doğru Cizre’ye Şeyh Seyda’ya gittim intisap ettim. Memlekete döndüm ve bir mektup yazdım Şeyh Seyda’ya: Yine şeyh arıyorum, eğer senden daha büyük zatı bulursam ona intisap edeceğim.” Şeyh Seyda mektubuma şöyle cevap yazdı: “ Ben üzerine su dökülmüş bir toprağım benimle teyemmüm bile olmaz, bulabilirsen bana da bildir ben de geleyim intisap edeyim.” 19:41

Abdurrahman Ateş: Rahmetli babam Mele Receb de onun halifelerinden birisiydi. o nedenle çocukluk ve gençlik dönemlerimde bir çok hususa muttali oluyordum. en çok dikkatimi çeken husus, Nizip ilçesinin Tatlıcak (Cağıt) Köyü’ne ziyarete gelen Muhammed Nurullah Seyda’nın elini öpmek isteyenlere öptürmek istememesiydi ve hiç bir ânını sükut ile geçirmeksizin yanına gelenlere bir şeyler anlatmaya çalışmasıydı. Ayrıca o dönemde bayram için özel hazırlanan ve üzerinde dikkat çekici ifadeler yazılan kartpostallar da hala gözümün önünde. hatta onlardan birisindeki şu ifade, gelecek ile ilgili planlarını ortaya koymakta idi: “MEDRESELER, KIŞLAYA DÖNÜK MEKTEP OLMALI” (veya buna yakın bir ifadeydi.) Rabbim cennetinde bizleri cem’ eylesin. 19:52

Aydın Başar: Bu nasıl bir hatıradır İbrahim Cücük hocam… “Benimle teyemmüm bile olmaz..” Ne kadar kıymetli hatırlar, maşallah. Allah razı olsun. Allah Abdurrahman hocamızın babasına da rahmet eylesin. 19:55

Mehmet Nezir Gül: Şeyh Seyda Muhammed Nurullah Efendiyi görmek fakire de nasip oldu elhamdulillah. İlkokul son veya imam hatip ortaokulu birinci sınıfta idim. 1975, 76 yılları. Nizip Kıratlı Köyünde (Kertişe) imam ve müderrislik yapan dedem Muhammed Emin Er’i ziyarete gelmişti. Biz de ailece gitmiştik.  Gelişi ailede, köyde ve çevrede büyük heyecan uyandırmış idi. Ziyaretçiler gelmişti. Tavır, eda ve vakarıyla bizim çocuk dünyamızda silinmeyen kareler bıraktı. Mütevazı, güler yüzlü, sohbet ve ilim ehli bir mürşid. Dedem, şeyh Seyda’nın Halifelerinden olduğu için Seyda Muhammed Nurullah Efendi, kendisine hürmet ediyordu. Aynı şekilde yaşı çok küçük olmasına rağmen postnişin olduğu için de dedem, Muhammed Nurullah Efendiye çok hürmet ediyordu. İki tarafın bu muhabbeti hep aklımda. Evde ailede bahsi sıkça geçtiği için de Muhammed Nurullah Efendi zihnimde hep genç olsa da ufuk sahibi, tasavvuf ve tarikatte büyük hizmetler yapacak insan, 20. asrın davet ve irfan dilini geliştirecek Şeyh Efendi olarak yer etti. Bu şekilde konuşuldu alimler arasında da. Ancak genç yaşta vefat etti. Rabbim rahmet eylesin inş. 20:16

İbrahim Halil Er: Şeyh Muhammed Nurullah Seyda (1948-1985) Babamın Şeyhi Şeyh Seyda el-Cezeri’nin oğlu olup babasının vefatından sonra, babasının işareti üzerine henüz 20 yaşındayken yerine oturmuştur. Benin çok sevdiğim bir insan olup onunla ilgili bir iki hatıramı nakletmek istiyorum. Bu yazıyı yazmama neden olan da dün gece rüyamda görmem ve sohbet etmemdi. Vefatından beri ilk kez onu rüyamda görüyordum. Şeyh Nurullah’ı ilk kez köydeki evimize geldiği zaman tanımıştım. Ben o sıralar ilkokula giden bir çocuktum. Ama onun diğerlerinden farklı olduğunu hissediyordum. O da nedense beni çok sevmiş, halımı hatırımı soruyordu. Büyük bir insanmışım gibi benimle ilgileniyordu. Evimize geliş gidişlerden dolayı ona olan sevgim artmıştı. Bir gün yine bizim evimize gelmişlerdi. Bir iki günlük misafirlikten sonra ayrılık vakti gelmişti. Babamla birlikte Ankara’ya gideceklerdi. Ben o sıralar ilkokul üçüncü sınıfa gidiyordum. Onun ayrılacak olması beni çok üzmüştü. Yola büyük taşlar dizdim. Kendimi de yola attım. Gitmesin diye. Şeyh Nurullah, benim bu çabalarımı gördü ve gülümseyerek babama “-Seyda, bu bizi çok seviyor. Onu üzmeyelim. İznin olursa onu da yanımızda götürelim” dedi. Tabi ki babam onu kıramadı. Benim başıma saltanat kuşu konmuştu. Hiç beklemediğim bir nimete nail olmuştum. Bu benim Ankara’ya ilk gelişimdi. Uzun bir tren yolculuğu yaptık. Bu ziyaret sırasında bir çok meşayihle birlikte olduk. İlk kez Ankara’da Emin Acar hocayı o zaman babamla birlikte ziyaret ettim. Onun meşhur çorbasından içtim. Şeyh Nurullah, bu yolculuk esnasında benimle çok yakından ilgilendi. Nereye giderse benim de gelmemi arzu etti. Yaklaşık bir ay sürdü bu Ankara yolculuğu. Dönüş yolculuğum yine trenleydi. Hiç unutmam. Tren hareket etmesini sabırsızlıkla bekliyordum. Derken “Niye bu tren hareket etmiyor” diye söylendim. Şeyh Nurullah güzel bir şekilde güldü. Meğer tren hareket etmeye başlamıştı ama ben farkında değildim. Güzel insanlarla birlikte olmak insana bambaşka bir kişilik veriyor. Allah gani gani rahmet eylesin. Şeyh Seyda el-Cezeri büyük bir Allah dostudur. Babamın hatıralarında onunla ilgili epey bilgi vardır. O sırada kardeşi Şeyh Baki’de Ankara’da askerliğini yapıyordu. Onu birlikte ziyaret ettik. Şeyh Baki, asker kıyafetiyle yanımıza geldi. Bizi Ankara’da bir ihvan gezdiriyordu. Hava Kuvvetlerinde Subaydı. İlginç bir arabası vardı. DSİ’nin arazi arabaları gibiydi. Çok hoş bir insandı. Yirmi yaşlarda babasının postuna oturması bazıları tarafından yadırgandı. Ama babam hep onun arkasında durdu. Diğer insanların görmediğini gördü. Bir dönem PKK onları Cizre’den çıkarmaya karar verdi. O, tüm müridlere Cuma günü silahlı bir şekilde camisine gelmesini tebliğ etti. Kendisi de silahını kuşandı. Kimsenin kendisini buradan çıkaramayacığını ve gerekirse mücadele edeceğini deklare etti. Onun bu kararlılığı PKK’nın geri adım atmasını sağladı. Ama şaibeli bir trafik kazasında henüz yolun başındayken aramızdan ayrıldı. Babamın hatıralarında bir Allah Dostu diye bahsettiği kişi Şeyh Muhammed Nurullah’tır. Yurt dışına çıkıp İslam’ı yayma ve Müslümanları dolaşma fikri ikisinindi. İkisi birlikte çıkacaklardı. Hatta pasaportlarını da hazırlamışlardı. Hatta o, Yurt dışında sıkıntı çekmemek için İngilizece öğrenmeye başladı. Fakat bu arada Şeyh Nurullah’ın vefatı seyahati erteledi. Babam bir yıl sonra Şeyh Nurullah’la kararlaştırdıkları seyahati tek başına gerçekleştirmeye karar verdi ve vefat edinceye kadar da bunu sürdürdü. Şeyh Nurullah ileri görüşlü birisiydi. Türkiye’deki İslamcılık tarihinde ilk bant tiyatroları ve İslami ezgiler onun direktifleri ve yönlendirmesi üzerine başladı. Zaman yayıncılık kuruldu. (Şu anki zaman gazetesi ile bir alakası yoktu. Bu ismi ilk kez Şeyh Nurullah kullandı. Fakat daha sonra Zaman gazetesi çıkınca ve meşhur olunca onlarlar karıştırılmamak için isim değiştirildi.) Bu ezgilerde ve tiyatrolardaki müzikler için kısmi fetva da babam tarafından verildi. 84-85 yıllarında bu işlerin temeli atıldı. Bugünkü İslami ezgilerin ve tiyatroların temeli atılmış oldu. Fakat Şeyh Nurullah’ın vefatı bütün bu çalışmaları sekteye uğrattı. Hareket kabuğuna çekildi. Bu dönemde Şeyh Muhammed Nurullah’ın işareti üzerine çocuklar için Selam dergisi çıkarıldı. Yanlış hatırlamıyorsam İbrahim Sadri de bu çalışmanın içinde yetişti. Burada ilk yazılarını yazmaya başladı. 20:22

Alaeddin Mücahidi: Şeyh Nurullah Efendi 1985’te Tillo’ya ziyarete gelir ve Tillo Medresesi hakkında bir kaç beyit besteler. Daha sonra onun oğlu İmran ve arkadaşları bir müddet Tillo’da okurlar. Şeyh Nurullah Efendi’nin ileri ufukluluğu o zaman da belirgindi. Sözleri Bediuzzaman Hazretlerinin sözlerini andırıyordu. Hatta birileri tarafından, onun hakkında, İkinci bir Bediuzzaman istemiyoruz, denilerek trafik kazasına bir şaibe penceresini aralıyordu… Unutmadığım sözlerinden; “Dünya’nın içine gir amma dünya senin içine girmesin…” Bu sözle, tasavvufun bakışını dillendiriyordu, Ayrıyeten sözlerinden; “Bir bir ol milyonlarca, amma sıfır olma…” Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâsia. 20:40

Muhammet Zahid Kuldaş: Allah bütün bu büyük mürşit ve şeyhlerimize rahmet eylesin.Bizleri onların yolundan ve feyzinden mahrum etmesin.21:05

İbrahim Cücük: 1973 tarihinde Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünde okurken 3. Sınıftan 4. Sınıfa geçmiştim. Cizre’ye Muhammed Nurullah Efendiyi ziyarete gitmiştim. Hemen hemen her sene Cizre’ye, 1968’de vefat eden Şeyh Seyda hazretlerinin yerine geçirilen Şeyh Muhammed Nurullah Efendiyi ziyarete giderdim. 1973 deki o ziyaretimde bana Muhammed Nurullah Efendi şöyle dedi: “Erzurum İslâmî İlimler Fakültesinde okuyan bir talebe ve Yüksek İslam Enstitüsünde okuyan bir talebe var, onlar tarikat arıyorlar sen onlara tarikat ver!” Ben de “istihare de yapsınlar mı?” dedim. Muhammed Nurullah Efendi de “Olur, yapsınlar!” dedi. Kendi kendime, “ben okullara gidip anons mu yaptıracağım. Herhalde onlar beni bulurlar” dedim. Aynı sınıfta ve aynı sırada oturan İsa Diksu ile beraber oturuyordum. İsa, bekâr, ben evliydim. İsa, üniversite yurdunda kalıyordu. Namazları da yurdun altındaki büyük mescidde kılıyordu. İsa da benimle aynı Muhammed Nurullah Efendiye intisaplıydı. Mescidde cemaat çıkınca virdini çekmek için oturmuş beklerken o iki arkadaş gelmişler; “Ben İslâmî İlimler Fakültesinde okuyorum, bu arkadaş da Yüksek İslam Enstitüsünde okuyor. İkimiz tarikat arıyoruz. Baktık ki sen cemaatten geri kalıp vird çektiğini görünce sana soralım dedik. Bize bir tarikat göster!” İsa da “benim tanıdığım İbrahim abi var, sizi onunla tanıştırayım, ona söylersiniz, o size bilgi verir” demiş. Bir de baktım İsa, o iki arkadaşı getirdi. “Bu arkadaş İslâmî İlimler Fakültesinde okuyor, bu arkadaş da Yüksek İslam Enstitüsünde okuyor. Bunlar tarikat arıyorlarmış” dedi. Kendi kendime “işte geldiler” dedim. Ama onlara “sizin hakkınızda Muhammed Nurullah Efendi bilgi verdi” demedim. Onlara şöyle dedim; “Siz önce tarikat hakkında bilgi sahibi olmanız lazım; tarikat ne demek, tarikatın önemi, mürid kime denir, mürşidin özellikleri nelerdir gibi sorulara cevap olacak bilgilere ihtiyacınız var.” Onlara, Mahir İz hocanın “Tasavvuf” kitabını, başı Eş’arî akaidi, ortası Şafii fıkhı, sonu tasavvufa dair olan, üç kısmı da müdellel Tenvîru’l-kulûb fî Allâmi’l-ğuyûb kitabının son kısmı tercüme edilmiş olan kitabı, Muhammed Nurullah Efendi’nin 17 yaşında iken hem Arapçasını hem Türkçesini yazdığı Türkçesi olan “Tasavvufun Sırları” kitaplarını verdim. İkisi de o verilen kitapları okuyup geldiler ve “iyi ki bu kitapları okuduk, bilgi sahibi olduk” dediler. Sonra onlara “istihare yapın, sizin için Nakşî mi uygun, Rüfâî mi yoksa Kâdirî mi tespit edin” dedim. Onlar da “tamam” dediler. Gittiler, istihare yapmaya başladılar. Her birisi hakkında istihare yapınca geldiler ve “Nakşî uygun diye gördük” dediler. Onlara “Nakşî şeyhlerinden İskender Paşalı Mehmed Efendi var, İsmail Ağa’da Mahmud Efendi var, Sami Efendi var, bir de bu “Tasavvufun Sırları” kitabının müellifi Muhammed Nurullah Efendi var. Bunlardan hangisi sizin için hayırlı olacağına dair istihare yapın” dedim. Gittiler, istihare yapmışlar ve geldiler: “Biz hem kendisini hem babasını rüyada gördük” dediler. Ben de resimlerini gösterince “tamam evet bunlar” dediler. Onlar ısrarla “ o zaman hemen Cizre’ye gidelim” demeye başladılar. Nihayet Cizre’ye gittik. Giderken heyecanlı idiler. Birisi “Üstadı aniden görmek istiyorum” dedi. Hakikaten akşam vaktiydi. Aniden Muhammed Nurullah Efendi geldi ilk onun elini tuttu “hoş geldiniz” dedi. Akşam namazından sonra tarikata intisap işi gerçekleşti. Burası Cizre’ye 10 km uzaklıkta olan Serdahli ismindeki bir yerleşim yeri. Yazın orası serin olur. Camisi, medresesi ve hoş bahçesi olan bir yerdir. Sabah oldu, “biz Cizre’ye gidelim, ziyaret yerlerini ziyaret edelim” diye izin aldık. Gittik, ziyaret edilecek yerleri ziyaret ettik ve Serdahli’ye ikindi namazına kavuştuk. Sünnetleri kılmışlar bizi bekliyorlarmış. Muhammed Nurullah Efendi’nin sırtı bize dönük, kafasını sağa çevirdi yani misafirler geldi, kamet getir demiş oldu. Burada adet böyledir. İkindi namazını kılınca arkasını dönmeden bize hoş geldiniz dedi ve bize yüzüyle döndü. “Ziyaretleri yaptınız mı?” dedi. “Pederimin kubbesini yani Şeyh Seyda hazretlerini ziyaret ettiniz mi?” dedi. Biz evet dedik. Sonra dünya çapında meşhur şair “Şeyh Ahmed-i Cezerî’yi de ziyaret ettiniz mi?” deyip onun aşkından bahsetti. “Hazreti Nuh aleyhisselam’ı da ziyaret ettiniz mi?” dedi. Hiçbir zaman ziyaretleri yaptınız mı diye sormazdı. Hazreti Nuh’u as ziyaret ederken kalbimden “acaba bu kabir gerçekten Hazreti Nuh’a mı aittir?” diye geçirdim. Hâlbuki hiçbir sefer Hazreti Nuh’u ziyaret ederken Yasin sûresini okur ruhuna hediye ederdim, aklıma da hiç bir soru gelmezdi. Bunun sebebi de şudur: Erzurum’un eski müftülerinden, gerçekten fakîh olan Osman Pektaş Hocaefendi, bir defasında beni evine davet etmişti. Masasının üstünde çok büyük ve çok kalın bir kitap vardı. Hazreti Adem aleyhis selam’dan yazarın kendi zamanına kadar kim nerede medfun, yazmış. Ben de o kitaba baktım ki Hazreti Nuh aleyhis selam nerede medfun? O kitapta “Diyarbakır havalisi veya Hindistan” ibaresi vardı. Cizre de o zatın yazdığı zaman Diyarbakır’a bağlıymış demek ki. Cudi dağı da Cizre’de meşhur. Cizre’de medfun olması muhtemel. Ancak Hazreti Muhammed sallellellahü aleyhi ve sellem’in kabri hariç hiçbir peygamberin kabrinin yeri kesin değildir. Muhammed Nurullah Efendi dedi ki: “Şimdi sen diyorsun ki Hazreti Nuh aleyhis selam acaba burada mı medfun? Sen ne yapacaksın, sen Yasin’i oku, ruhuna hediye et. O orada olmasa bile ruhu inşaallah orada hazır olur.” 21:36

Mehmet Nezir Gül: Maşallah barekallah. 21.51

Aydın Başar: Bugün Seydamızın vefatının üzerinden otuz beş sene geçmiş. Mevlamızın izni olunca otuz beş sene sonra da olsa salih kullarının isimleri anılıyor ve onlara fatihalar gönderiliyor. Bütün kıymetli fazilet sahibi kimseler, hep büyüklerini hayırla anmışlar. Mevla cümlesine hayırla anılmayı nasip eylesin. Amin. 21:55

Yazarlar ve Hocalar Platformu

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Mustafa Akgül Hoca’yla bir tefekkür yolculuğu

Şubat 2012’de Şehremini mahallesindeki Gül düğün salonunda Şeyh Raşid Camii’nin bir programına katıldım. Programın konuğu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir