Ana Sayfa / İyi Haberler / İstikamet Yazıları / Kur’an’da en çok tekrar edilen emir: Cihad

Kur’an’da en çok tekrar edilen emir: Cihad

Bazı kavramlar cihadın anlam alanına girerler ve onun türleridir. Mantıksal ifade kullanırsak cihad bir cins, alt başlıkları ise cihadın türleridir. Cihadın türü olarak davetle ilgili 15, emri bi’l-ma’rufla ilgili 13, kıtalle ilgili 73, tebliğ-davetle ilgili 10, salih amelle ilgili 73, inzarla ilgili 171 ayet vardır.

Peygamber kıssaları üzerinden yapılan uyarılar ve mücahedeyi tavsiye eden ayetlerle beraber bizzat cihadı emreden 43 ayeti de kattığımız zaman ortaya altı yüzden fazla ayet çıkmaktadır. Yani cihad ve türevleriyle ilgili Kur’an’daki emir tekrarının çokluğu bu ibadetin önemiyle orantılıdır.

Cihad farzdır

Ayrıca belirtelim ki hiçbir ibadetin emir tekrarı cihad kadar yapılmamıştır. Bunun anlamı, diğer  ibadetlerin sağlıklı yapılması ve güvenlik alanlarının oluşturulması cihadla mukayyettir.

Cihadın farziyeti kitap ve sünnetle sabittir. Farziyetini inkar eden kâfir olur.

Burada şu soruyu sormak gerekiyor; “Cihada karşı çıkanlar hangi kimlikle ve hangi din adına karşı çıkmaktadırlar?”

Cihad, vahyi hayata hakim kılmak; Müslümanın hayatı vahiyle anlamlandırma çabası; yeryüzünde fitneden eser kalmayıncaya kadar elle, dille çalışmak ve kötülüklere müdahil olmak; velayetin mü’minlere tevdi edildiği medineyi oluşturup insanların din, akıl, mal, can ve namus emniyetini sağlama ameliyesi; bu ameliyenin gerçekleşmesi için mü’minlerin safında bulunma ve meşru vasıtaları kullanmaktır. Bütün bu saydıklarımız aynı zamanda emperyalizmle hesaplaşmak ve onların yörüngesinden çıkmaktır.

Cihad; hayatı anlamlandırmada sadece vahyi hesaba katmak ve ideolojileri dinleştirmemektir.

Bazen farz-ı kifayedir

Cihadın farz-ı ayın veya rarz-ı kifaye olması geçmişte fukaha arasında tartışılmıştır. Geçmiş fukaha döneminde Müslümanların emniyetleri garanti altına alındığı gibi, bu emniyeti sağlayan siyasal hakimiyet de mü’minlerin elinde olmuştur. Kısacası, mü’minlerin velayetini yine mü’minler üstlenmişti. Üzerlerinde bir kafir sultası olmadığı gibi hukukun dayanakları da Kur’an ve sünnetti.

Bu vasıflarla donanan bir siyasada, emir makamındaki kimseler hem dinin gönderiliş amacı olan emniyetlerin muhafazasında, hem hayatı vahye göre anlamlandırmakta, hem de insan ile İslam arasına giren engelleri ortadan kaldırmakta gerekli çalışmayı ve titizliği göstermişlerdir. Haliyle, böyle bir siyasada cihadın en büyüğünü devlet görevlileri yaptığı için Daru’l-İslam’ın mensubu olan Müslümanlara cihad tabii ki farz-ı kifaye olur.

Bazen farz-ı ayndır

Fakat durum, yukarıda anlatılanların tam karşıtı ise; hâkimiyyet makamında olanlar Kur’an ve sünnetin istediği gibi Müslüman değil, hukukun kaynağı olarak vahye değer verilmeyip İslam hesaba katılmıyor; din, can, mal, akıl ve namus emniyetleri yoksa; başta Amerika olmak üzere batı medeniyeti Müslümanların hücrelerine kadar girip hayatlarına anlam verebiliyorlarsa; küfrün etkinlik alanını aleni ve sinsice artırmasından dolayı insanlar potansiyel bir inkar durumuyla karşı karşıya ise, işte o zaman cihad da farz-ı ayın olur.

Özellikle de nefir-i âm denilen umumi seferberlik halinde tam bir farz-ı ayındır. Hele de Müslümanların toprakları işgal altında olursa ki yüz yıllardır topraklarımız işgal edilmektedir; bu durumda cihad Müslümanların tamamına farz-ı ayın olur. (1)

Her Müslümanın yaşadığı bölgeyi bu kriterler çerçevesinde değerlendirip selim bir karar vermesi gerekir. Kendimiz adına şunu söyleyebiliriz; hayat dine göre anlamlandırılmıyor, hayatın genişlik alanında İslam adeta yok sayılıyor, başta din emniyeti olmak üzere emniyetlerin tamamı ihlal ediliyor ve İslam Coğrafyası işgalin bütün şekillerini yaşıyor..

“Ağırlıklı ve ağırlıksız olarak mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad ediniz.” (2) ayetinin tefsirine göre; “Hoşlansanız da hoşlanmasanız da, zengin de olsanız fakir de, teçhizatınız çok da olsa az da, şartlarınız uygun olsa ya da olmasa da, genç ve sağlıklı da olsanız, hasta veya yaşlı da olsanız mutlaka cihad etmelisiniz.” (3)

Cihad dinin bekçisidir

Tevbe Suresi 41. ve benzeri ayetlerle empati kurmak suretiyle Müslümanların cihad ibadetlerini gözden geçirmeleri gerekir. Çünkü cihad, dinin bekçisidir. Eğer bu ibadet gayr-i Müslimlerin yıkıcı ve yanıltıcı propagandalarıyla unutturulur veya Müslümanlar komplekse sokularak bu ibadeti terk edecek olurlarsa dinle beraber diğer emniyet alanları da yok olur.

Bu çerçevede bazı kişilerin; “İslam’da müdafaa savaşı vardır.”, “Cihad sadece ilimle yapılır.”, “nefisle cihaddan başkasıyla emir olunmadık”, “Müslümanlar bu dini hoşgörü ile yaydılar.” türünden yaptıkları değerlendirmeler, kafirlerin etkisiyle söylenmiş hastalıklı ifadelerdir. Bu söylemlerin birçoğunun arkasında misyonerler ve dünya emperyalizmi vardır.

Müslümanlara hakiki ve sağlam bir ahlaki sosyopolitik düzen kurma görevi yüklenmiştir. Böyle bir düzenin kurulması için çalışma fıkhını Peygamber Efendimiz sallellahü aleyhi ve selle belirlemiştir. O’nun çalışması; tevhidi, ilkeli, fıkıhlı, ahlaklı, adaletli, istişareli, liyakatli, gündemli, planlı, kadrolu, yakın ve uzak hedefleri belli, yerel ve evrensel bir harekettir.

Bu ifadelerle cihadın tamamen fıkha dayandığını belirtmek istiyoruz. Fıkıhlı bir hareketin özünde ve uygulamasında rikkat, nezaket, insanilik, şefkat, merhamet ve adalet vardır. Bu ibadetin icrasında Müslümanlar haksız yere bir karıncayı bile incitmezler. Cihadın aleyhinde konuşanlar, Müslümanları cihaddan soğutmak suretiyle önce alanı boşaltıp sonra da orada hakimiyet kurmak isteyen İslam düşmanlarıdır.

Kafire sempati beslenmez

“Kafirlere sakın ha sempati duymayın. Aksi halde, cehennemi boylarsınız.” (4) buyuran Allah Teala mü’minlerden saflarını belirlemelerini istemiştir. Çünkü kafirin değil yanında bulunmak, sempati bile bir saf belirleme olduğuna göre, bu inceliği Müslümanların iyi düşünmesi gerekir.

Bu yaklaşıma göre Kur’an’daki 200’den fazla ayet, kafirlerin hiçbir türüne velayet vermemeyi; velayeti Müslümanlara devretmeyi emreder. Müslümanların velayeti altında bulunmayan coğrafyalarda İslam’ın hakimiyeti değil mahkumiyeti söz konusudur.

Tekrar başa dönersek cihadın farziyetinin çeşidini dinin hakim veya mahkum vaziyette olması belirler. Bu duruma göre verilen fetva şöyledir: “Din kişinin kendi ülkesinde yenik bırakılmışsa, Allah’ın dini terkedilip geçersiz kılınmışsa ve apaçık olarak haramlar, ahlaksızlıklar alıp yürümüşse, Allah’ın belirlediği çizgi çiğneniyorsa veya kişinin yurdu İslam yurdu olmuş ama civar ülkeler tarafından yıkılma tehlikesi varsa bu gibi durumlarda bu çalışma farz-ı kifaye değil, tam bir farz-ı ayn olur.” (5)

Cihadı kötü ve korkunç gösterenler ülkemizi gavurlara peşkeş çekmek isteyen ve topraklarımızı yeniden parçalamak isteyen hainlerdir. Ülkemizin düşmanları hesabına çalıştıkları için hiçbir masumiyetleri yoktur. Cehaletleri ise inatlarındandır…
Kudüs’de cuma namazının bile yasaklandığı bu günlerde cihadı iyi anlayabilmek çok önemli…

Cihadı olmayanın hicreti olmaz yazısını okumak için lütfen buyurunuz.

Dr. Mehmet Sürmeli/ DinKulturuAtolyesi.com

DİPNOTLAR

1 el-Ganemî, Abdu’l-Ganî, el-Lübab fî Şerhi’l-Kitap, c.III, s.242.

2 Tevbe 9/41.

3 Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an, c.II, s.216.

4 Hud 11/113.

5 Mevdudi, er-Resail ve’l-Mesail, c.III, s.379.

 

Hakkımda dinkulturuatolyesi

Şunlara Gözat

Sen sıradan birisi olamazsın

Bireysel ümmet olmak veya tek başına da olsa cemaat olabilmek. Bu ifade ile kastımız, insanların …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir